language

ustmenu

searchbar

Ağaç 1936-04-18 Sayfa 4

Ağaç 1936-04-18 Sayfa 4

 



Özet

Anatole France, gazeteciliği ve gazetecileri hiç sevmediği ilk zamanlarında yazmış olduğu eserlerin birinde, bir gazete muharririni şöyle konuşuyor: "İlim bana her zaman deshşetli bir surette karanlık gelir. Mesela ruhun ebediyeti ve Allah mevcudiyeti gibi öyle meseleler vardır ki müskifatının içinden çıkılmaz. Hamdolsun ki Allah bir aktualite değildir!" Fakat bu gazeteci böyle diye dursun, insanlar düşünden bir izan ve duyan bir vicdan taşıkı Allah, ruhun ebediyeti veya familigi, familigi bilmemizi elemi her zaman birer aktualite meselesi olarak kalacaktır. Zira bunların cevabı tahakkuk etse bile insanların bunlar karşısında duyacakları isterap, heçcan ve buhran nesilden nesle tazeleşeceği cihette bu mevzularla yeneden alakalannan pek tabii ve çaresiz ve tedavisiz olukları ni anlamakla eza duyamak da pek beşeridir.



Diğer Dergiler



Tam metin içeriği

AĞAÇ

GENE FANİLİĞİM

Anatole France, gazeteciliği ve gazete-
cileri hiç sevmediği ilk zamanlarında yaz-
mış olduğu eserlerin birinde, bir gazete
muharririni şöyle konuşturur. “ İlim bana
her zaman ( dehşetli bir surette karanlık
gelir. Meselâ ruhun ebediyeti ve Allahın
mevcudiyeti gibi öyle meseleler vardırki
müşkilâtının içinden çıkılmaz. Hamdolsun ki
Allah bir aktüalite değildir! , Fakat bu ga-
zeteci böyle diye dursun, insanlar düşünen
bir izan ve duyan (bir vicdan taşıdıkça
Allah, ruhun ebediyeti veya faniliği, fanili-
gimizi bilmemizin elemi her zaman birer ak-
tüalite meselesi olarak kalacaktır. Zira bun-
ların cevabı tahakkuk etse bile insanların
bunlar karşısında duyacakları ıstırap, hele-
can ve buhran nesilden nesle tazeleşeceği
cihetle bu mevzularla yeniden alâkalanmak
pek tabii ve çaresiz ve tedavisiz oldukları-
nı anlamakla eza duymak da pek beşeridir.

Günlerle gecelerimizin ruhumuzdan ve
vücudumuzdan geçtiklerini ve geçen ö
müzün bize ebedi hiç bir şey bırakmadığını,
zamanın bizi bir müddet sürüklerken sağ ve sol
sahillerimizde hayalimizin ve hakikatın biri-
birinden cazibeli ve güzel verdikleri mey-
veler, tatlar, kokular, renkler ve şiirlerin
bizde toplanmadan geçtiklerini görmek, bir
kenara varmadan büsbütün geçtiğimiz bil-
mek, bu elemi en eski insanlar da tatmışlar-
dı. Paganizmin son zamanları bile bizim bu
hususlarda bu gün düyduğumuz melâlin hiç
bir nüktesine yabancı ve bigâne kalma.
mıştı. Büyük İtalyan müverrihi Guglielmo
Ferrero'nın Ogüst zamanındaki Romalıların
ruh üzüntüsü ve melâli hakkıpda müessir bir
etüdü vardır. Horatius de in yukarı bu
melâli ifade eder.

Daha mutekit ve dine merbut olan
şarkın “adem yi daha az düşündüğü ve bun-
dan daha az ıstırap (çektiği söylenebi
Ancak biliriz ki şarkın şairlerinde bir fi
vahdeti yoktur. Daha başı boş ruhları için-
de bütün fikirler ve hisler uçuşur. Asıl
şark şairi bazen bir tek manzumesinde bi;
iki kanaat söyler ve il

ri

İZ VE EDEBİYAT

tavsiyede bulunur. Meselâ der ki:

e mizae ol!
e mizaz ol!

Iler tengi kabul etmede peyma
Bir şuleye can vermede pervi

Bunun için bu şairin her sözünü harfı
harfına almamalıdır. Biri birinden ayrı gö-
rünen temayüller ve kanaatler, bir merme-
rin içiçe girmiş damarları gibi, ruhunda sı-
kışmış ve beraberdir. Ve en mutekit şairin
bir şiirinde - Shakespeare'in bunak ve mec-
Dunken birden derin ve mantıki bir söz
söyliyen bir kahramanı gibi - birdenbire
sizden fazla bir itimadı olmadığını söyledi-
ini duyarsınız. Fakat bütün manzumelerin-
de ademden bahis) ve bundan şekva eden
Ömer Hayyam bu hususta digerlerinden ay-
rılan bir hususiyet, bir fikir vahdeti göste
riyor ve söyledim ki itikadımca garblıların
en çok onu beğenip sevmeleri bunun içindir.

Garbın en asil mütefekkirleri ölümden
çok kerre dahiyane bir lisanla bahsetmeyi
bilmişlerdir. Lâkin hiç bir milletin edebiya-
tında, ta eski zamanlardanberi, ölümden,
Fransız şairleri kadar derin ve müessir bir
surette bahsolunduğunu bilmiyorum. Ron-
sard, Villon, Bossuet, Pascal, Chateaubriand,
Victor Hugo, Baudelaire, bu büyük mevzu
karşısında hepsi de bize yüksek bir fikrin
ve derin bir hassasiyetin emsalsiz şivelerini
duyurmayı bilmişlerdir.

Son asırda Fransanın en büyük na
sirlerinden birinin, bütün dünya aleyhimize
kabaca ayaklandırılmışken bizi sevdiği, an-
ladığı ve müdafaaya çalıştığı için bizim
kendisini ayrıca sevdiğimiz aziz Pierre Loti
nin eseri kırk cilt boyunca devam eden bu
fanilik hüznü, bu ölüm hissinden gelen ıstı-
rap ve her şeyin böyle muttasıl mahvolma-
sına karşı bir feryat değil midir? Bu adam
bütün hayatında ve daimi seyahatlerinde
kendine bir iman kazandıracak bir mucize
aramış, fakat bulamamıştı. Ve bütün cümle-
leri için için hep bu melâl ile çağıldar.

Her mesele karşısında o kadar müsteh-
zi kalan, üslübunun billürlarında zekâsının
ziyalarını parıldatmakla eğlenen, her itikadı



Bu sayıdaki diğer sayfalar: