language

ustmenu

searchbar

Ağaç 1936-04-11 Sayfa 10

Ağaç 1936-04-11 Sayfa 10

 



Özet

Le Roman, Jansénius'un Allahına benzemektedir.

Edebi plana kaydıran Mukadderat Sırrı, daha az ezici olmakla beraber, içinden çıkılması daha kolay değildir. Burada meslektir bir adam haysiyetile, tecribemi nakletmem mazur görülebilir: Kahramanların biri, kendisine özgürlük yolda, sakin, usu ile ilerlediği ve tarafımdan tespit edilen merhaleleri geçtiğinde ve nihayet ondan beklediği bütün hareketleri yaptığı vakit, meraklanır. Tasavvurlarına bu derece boyun eğme, kendisine has bir hayatı olma- diği, henüz benden ayrılmadığı, nihayet bir hayal, bir tecrı olarak kaldığını beli- der. İçimden, yaratığım tip, bana karşı koyduğu ve ona yaptırmak istedigim hareketlerin önünde, inad ettiği vakit sevinirim. Bu hal, ihtiyalıktı, bir yaratıcının, usu- cocuğa, mürsif çocuğun üstüne tutmalarından- der. Eserimin kıymetinden, kahramanım, beni, kitabımın yönünü değiştirmeye mecbur ettiğiniz, ilk önce sezemediğiniz ufuklara doğru gittiği vakıtki kadar, hiç bir zaman emin olamam. Bu, bize; (Drame) larım- da protagonistelerin psikolojisini, Fransız ananesine göre tanzım etmekle beraber, öbür tarafdan, her yaratıcının kendine göre ölçeceğici nisbette, birazdan çıkın ve kendile- rine hayat üfledigimiz mahluklara emniyet ve onların garabetlerine, tezatlarına, fev- kaladıklerine hürmet edebilceğimizi ve onlarda, bize beklenilmez, umulmak görinen şeylere ehemmiyet vermemiz lazımgeldiğini anlamamıza yardımcı olacaktır. Zira, onlara verdigimiz etten yüreğin çarptısı, burada- dadır.

VIII Fransız dönen ile, Rus çapraşıklığı ara- sindaki ahengi, içimde en iyiler, az çok şururla başarmaya çabalayorlar. Fakat, bu- nun için, insanı hakikatlerin hiç birini mey- kul birakmaklamak zahmirdir. Zaten, beceri olan şeylerin hiç biri, onlara yabancı değildir. Maritain'in, meleklere bile kapalı olduğunu temin ettiğiniz, yüreklerin sırrını açığa var- mayi, bugünün romancısı, kendisinin en mü- him vazifesini saymaktaadır.



Diğer Dergiler



Tam metin içeriği

AĞAÇ

E E R

M İ

“LE ROMAN,

mancısı, Jansenius'ün Allahına benzemekte-
dir.

Edebi plâna kaydırılan Mukadderal
Sırrı, daha az ezici olmakla beraber, Ni
den çıkılması daha kolay değildir. Burada
meslekten bir adam haysiyetile, tecrübemi
nakletmem mazur görülsün: Kahramanla-
nmdan biri, kendisine çizdiğim yolda, sâkin,
uslu ilerilediği ve tarafımdan tespit edilen
merhaleleri geçtiği ve nihayet ondan bek-
lediğim bütün hareketleri yaptığı vakit,
meraklanırım. Tasavvurlarıma bu derece
boyun eğme, kendisine has bir hayatı olma-
dığını, henüz benden ayrılmadığını, nihayet
bir hayal, bir tecrit olarak kaldığını belli
eder. İçimden, yarattığım tip, bana karşı
koyduğu ve ona yaptırmak istediğim hare-
ketlerin önünde, inad ettiği vakit sevinirim.
Bu hal, ihtimalki bütün yaratıcıların, uslu

çocuğa, müsrif çocuğu üstün tutmalarından.
ir

Eserimin kıymetinden, kahramanım,
bımın yönünü değiştirmeye mec-
k önce sezemediğim ufuklara
ği vakitki kadar, hiç bir zaman
emin olamam. Bu, bize; ( Drame ) larımız-

da protagoniste'lerin psikolojisini, Fransız
ananesine göre tanzim etmekle beraber,
öbür taraftan, her yaratıcının kendine göre
ölçeceği nisbette, bizden çıkan ve kendile-
rine hayat üflediğimiz mahlüklara emniyet
ve onların garabetlerine, tezatlarına, fev-
kalâdeliklerine hürmet edebileceğimizi ve
onlarda, bize beklenilmez, umulmaz görünen
şeylere ehemmiyet vermemiz lâzımgeldiğini
anlamamıza yardım edecektir. Zira, onlara
verdiğimiz etten yüreğin çarpıntısı, bura-

dadır.
vur

Fransız düzeni ile, Rus çapraşıklığı ara-
sındaki ahengi, içimizde en iyileri, az çok
şuurla başarmaya çabalayorlar. Fakat, bu-
nun için, insani hakikatların hiç birini meç-
kul bırakmamak lâzımdır. Zaten, beşeri olan
şeylerin hiç biri, onlara yabancı değildir.
Maritain'in, meleklere bile kapalı olduğunu
temin ettiği, yüreklerin sırrını açığa vur-
mayı, bugünün romancısı, kendisinin en mü-
him vazifesi saymaktadır.

Bunu kendisi ve okuyucuları için değil
- meselenin ahlâi
kıyoruz - sanat
mi ? İnsanın tabii sevkini, en karanlık y
naşmalarını, kuyusunda elde etmek ihtirası,
geçmişteki ustaların titreyerek Allahın
kışlarına bırakdığı ve Maritain'in en ferdi
hassasiyet dediği bu şeyi pervasızca ışığa
tutmak böyle bir cüret, cezasım ânında
eserimizde göstermez mi ? Hassasiyetin ka-
ranlık kuvvetleri demek, biz demek değil-
dir. Ve hakikatte biz yokuz, biz kendi
kendimizi yaratıyoruz. Beşeri varlıkta yalı-
nız kendisine has olanı, dıştan zaruri ola-
rak kabul ettirilmeyeni, bilmeyi iş edinmek-
le yalnız şekilsiz ve olurken çözülenin üze-
rinde çalışmak tehlikesile (karşılaşıyoruz.
Hatta, araştırmamızın mevzuunun bile, ze-
kânin pençesinden kurtulması, bozulup da-
gılması tehlikesine düşüyoruz. Böylelikle,
beşeri şahsiyet parçalanmaya yüz tutuyor.
Zira fikirlerimiz, imanlarımız dıştan gelmek-
le beraber gene varlığımızın bütünlüğü için-
dedirler. P. Bourget'nin, “ Merhalesinde, en
bayağı hareketleri, en âdi sözleri, felsefeleri
icabı olduğu halde, Jakoben - Manneron ile
ananeci Ferrand, gene etten ve kemikten
insanlar olarak görünmektedirler. Çünkü,
bir adamın dini ve felsefi fikirleri, onda
siyaki hayvan kadar - bu fikirler olmasa idi
sadece o hayvan olarak kalacakdı - hakiki,
ikinci bir tabiat, bir kelime ile, yeni bir
adam yaratırlar. Bourget'nin, incel
ların kendi hayatlarına zihni ve ahlâki bi
düzen ve bir mantık koydukları nisbette,
onuda, insani duygulara, sert bir mantık
tatbik etmesi pek tabii görünmelidir. İnsa-
nın, sadece en şahsi insiyaklarını tanımayı
istemek ve biteviye daha keskin bir bakış-
la, yalnız beşeri ehaos'u kuçaklamak endi-
şesinden başka bir şey bilmek ve yalınız
insanın bulanık ve geçici hareketlerini çiz-
mek, bunda yeni roman için korkunç
tehdit vardır ve bu tehdit hususiyle Proust
un kitaplarındadır. Evet Proust'un emsalsiz
eseri, bu noktadan, bize bir ihtar ve misal
olabilir.

(Yürüyor)
Burhan TOPRAK (François MAURIAC)



Bu sayıdaki diğer sayfalar: