language

ustmenu

searchbar

Ağaç 1936-04-11 Sayfa 9

Ağaç 1936-04-11 Sayfa 9

 



Özet

Bizim memleketimiz Fransa'da, bir muhayyile romancisinin önünü çıkan mesele Fransız romanının ananesinden bir şey ihmal etmek, aynı zamanda onu yabancı ustaların, Anglo-Saxon'ların ve Rusların, hususlu Dostojevsky'nin verimi ile zenginleştirmektedir. Bizim için düşünülecek şey kahramanlarımızı mantıksızlığı, muayeneyiyesizliği ve yaşayan mahkülün capraşıklığını birakmak ve aynı zamanda vüzhü ve dizen yazıcısını kalmak için de, inşayi, irkımıza göre tanımamız devam etmektedir.

Şu iki zaruret arasındaki ihtilaf: Bir tarafa mantık ve makul bir eser yazmak, - öbür tarafa şahısların muayeneyiyesizliği ve hayatın sırrını birakmak - işte halledeceğimiz tek dava budur. Bana kalırsa, bazı münemkittilerin, yeni romanciyi ezdigi idda etikleri tezatların ehemmiyeti vardır. Bunların arasında, mesela, romanın konuşulan dili kullandığını ve Chateaubriand'dan beri, konuşulan dille yazılan dil arasında boşanmanın tam olması dolayısı ile, romanın bir sanat eseri olmayacağını söyleyenler var. Bu münemkittiler göre, artistikten uzağa sahip olduğu derecede, iyi bir romancı olmak kabildir. Bunun ziddine olarak, Ramon Fernandez ile birlikte, inanmakta olduğumuz fikrin "muvaffak bir roman, bütün edebiyat cinslerinin en sanatkarlarına olanıdır. Çünkü estetik muvazenesi daha iştendir, sabit ve beli kaidelerden daha müstakildir" sebeplerini delillerini burada uzun uzadıya anlatmakta değiliz. Lakin şuunda söyleyelim ki çok titiz bir artist kalmakla beraber Réel'i tasvir etmek, bugünün romancisinin şerefidir. Hatta Duhamel, Morand, Carco, Maurois, Montherlant, Vaudoyer, Lecretelle, Giraudoux gibi, başka yönden birbirlerinden pek farklı olan yazıcılar arasında, bu titizlik birleme çizgisi olarak kalmıştır. Onarda ağabeyleminden ziyade, şekil endişesi vardır. Ve sanatın zaruretlerile, en günlük realtàleri tasvir etmek mecburiyetini barıştırırlar. Hakikatte, ihtiyasların tasvirinde, mümkün olduğu kadar ileriye gitmek istediklerinden ki üslüp kaygısı onlarda hakimdir. Her şeyi söylemeye cesaret etmek, fakat herseyi ifette söylemek; bugünkü romancıların yöneldiği hedef budur. Cüreti ifetten ayrırmırlar. İffetleri cüretlerle denk olarak çoğalırlar, ve böylelikle klasik ananeye sadık kalırlar. En büyük cüreti en büyük ifette birleştirmek bir üslüp meselesiidir. Bir yazıcıda, şekil kaygısını onu varlıklar yaratmakta alkışabilmiş midir? Tharaud kardeş gibi olgun nesiller, romancı olmak istedikleri vakit, bize eşsiz olan Maitresse Servante'yi verdiler. Hayır, bizi yalnız bir dileme'nin tehdidi düşünüyoruz. "Romancinin yarattığı şahıslar üzerine olan tesiri... Ne dereceye kadar onlara hakimdir? Ne kукla olduğu gibi onların ipini çekebilir, ne de onları kendini başlarına birakabilir. Zira o zaman bize sa-dece zitlarsa içinde, binlerce heves arasında parçalanmış ve nihayet ilerlemeyen mahlukluk gösterecektir.



Diğer Dergiler



Tam metin içeriği

T E R

AĞAÇ
© U M E

ROMAN

bizim memlekette - Fransada - bir muhayyile
romancısının önüne çıkan mesele Fransiz

romanının ananesinden bir şey ihmal etmek,
aynı zamanda onu yabancı ustaların, Ang-
lo-Saxon'ların ve Rusların, hususile Dos-
tojevsky'nin verimi ile zenginleştirmektir.
Bizim için düşünülecek şey kahramanları-
mıza mantıksızlığı, o muayyeniyetsizliği ve
yaşayan mahlükların çapraşıklığını bırak-
mak ve aynı zamanda vüzuh ve düzen ya-
zıcısı kalmak için de, inşayı, ırkımıza göre
tanzime devam etmektdir.
va

Şu iki zaruret arasındaki ihtilâf; Bir
taraftan mantıki ve makul bir eser yazmak,
- öbür tarafan şahıslara muayyeniyetsizliği

ve hayatın sırrını bırakmak - işte hallede-
ceğimiz tek daya budur. Bana kalırsa, bazı
münekkitlerin, yeni romanciyı ezdiğini iddia
ettikleri o tezatların o ehemmiyeti yoktur.
Bunların arasında, meselâ, romanın konu-
şulan dili kullandığını ve Chateaubriand'
dan beri, kunuşulan dille yazılan dil arasında
boşanmanın tam olması dolayısile, romanın
bir sanat eseri olmayacağını söyleyenler
var. Bu münekkitlere göre, artistlikten u-
zaklaşıldığı derecede, iyi bir romancı olmak
kabildir. Bunun zıddına olarak, Ramon Fer-
nandez'le birlikte, inanmakta olduğumuz
fikrin “muvaffak bir roman, bütün edebiyat
cinslerinin en sanatkârane olanıdır. Çünkü
estetik muvazenesi daha içtendir; sabit ve
belli kaidelerden daha müstakildir” sebep-
lerini — delillerini burada uzun uzadıya
anlatacak deği Lâkin şunu da söle-
yelim ki çok titiz artist kalmakla beraber
Reel'i tasvir etmek, bugünün romancısının
şerefidir. Hatta Duhamel, Morand, Carco,
Maurois, Montherlant Vaudoyer, Lacretelle,
Giraudoux gibi, başka yönden birbirlerinden
pek farklı olan yazıcılar arasında, bu titiz-
lik birleşme çizgisi olarak kalmıştır. On-
larda ağabeylerinden ziyade, şekil endişesi
vardır. Ve sanatın zaruretlerile, en gün-
lük realiteleri tasvir etmek mecburiyetini
barıştırırlar. Hakikatte, asların tasvi-
rinde, mümkün olduğu kadar ileriye gitmek

istediklerindendir ki üslüp kaygısı onlarda
hakimdir. Her şeyi söylemeye cesaret etmek,
fakat herşeyi iffetle söylemek; bugünkü
romancıların yöneldiği hedef budur. Cüreti
ifetten ayırmıyorlar. İffetleri cüretlerile
denk olarak çoğalıyor, ve böylelikle klâsik
ananeye sadık kalıyorlar. En büyük cüreti
en büyük iffetle birleştirmek — bir üslüp
meselesidir. Bir yazıcıda, şekil kaygısı, onu
varlıklar yaratmaktan alıkoyabilmiş midir?
Tharaud kardeşler gibi olgun nesirciler,
romancı olmak istedikleri vakit, bize eşsiz
olan Muitresse Servanle'ı verdiler. Hayır.
bizi yalınız bir dilemme'in tehdidi düşün-
dürüyor. o“Romancının yarttığı şahıslar
üzerine olan tesiri... Ne dereceye kadar
onlara hâkimdir? Ne kuklada olduğu gibi
onların ipini çekebilir, ne de onları kendi
başlarına bırakabilir. Zira o zaman bize sa-
dece zıtlar içinde, binlerce heves arasında
parçalanmış ve nihayet ilerilemeyen mah-
lüklar gösterecektir.

Biraz zındık görünmek bahsına, cesaret
ederek söyliyelim ki romancının karşısına
çıkan zorluklar bütün ilâhiyatçıların hallet-
meye çabaladıkları, Allah ile insanın mü-
nasebetlerine pek çok benzemektedir. Ora-
da olduğu gibi burada da düşünülecek şey
Yaradan ile yaratılanın hürriyetlerini barış-
tırmaktır. e Romanlarımızın kahramanları,
bir ilâhiyatçının insan hürdür dediği mana-
da hür olmalıdır. Romancının keyfi olarak
onların mukadderlerine karışmaması lâzım-
dır. - Netel Malebrache'a göre “ Cena-
bıhak hususi iradelerile dünyadaki işe ka-
rışmaz.,, - Fakat öbür taraftan “Allahın da
hür kullarının üzerinde namütenahi hür
müessir olması lâzımdır. Bunun gibi roman-
cı da, artistin eseri karşısındaki, mutlak
hürriyetinden istifade etmelidir. Benzeyişi
daha ileri götürmek istersek, sanat yaratı-
lışına kaydırılan bu hidâyet savaşında;
tasarladığı plânda hiç bir şeyi değiştirme-
den, mutlak bir mantıkla plânını yürüten
va kitabında şahıslarını, seçtiği yolda, gev-
şemez bir şiddetle kovalayan F siz ro-



Bu sayıdaki diğer sayfalar: