language

ustmenu

searchbar

Ağaç 1936-04-04 Sayfa 10

Ağaç 1936-04-04 Sayfa 10

 



Özet

Vermek imkansız değilse bile, pek güçtür. Çünkü çevre ile ulvi, bayağı isteklerle yüksek isteyikler, okadar sıkı birbirlerine karışmışlardır. Bunlar, akıl ile hareket etmezler. Pinti, Haris, Asker, Papas, Tefeci değildirler. Etten ve kemikten örenlenmiş, verasetlerinin tesiri altında, kötü huyla, kusurlarla dolu, hastalıklı, iyiliği olduğu kadar fenalağa da yatan, kendilerinden her şey beklenilebilen, umulan, korkulan varlıklarıdır.



Diğer Dergiler



Tam metin içeriği

AĞAÇ

A a e
“LE ROMAN,

vermek imkânsız değilse bile, pek güçtür.
Çünkü çirkef ile ulvi, bayağı isteklerle
yüksek iştiyaklar, okadar sıkı. birbirlerine
karışmışlardır. Bunlar, akıl ile hareket et-
mezler. Pinti, Haris, Asker, Papaz, Tefeci
değildirler. Etten ve kemikten örülmüş,
verâsetlerinin tesiri altında, kötü huyla,
kusurlarla dolu; hastalıklı, iyiliğe olduğu
kadar fenalığa da yatan, kendilerinden her
şey beklenilebilen, umulan, korkulan var-
lıklardır.

İşte, Balzac'tan büsbütün ayrı bir ro-
mancı. (Burada Balzac), bir kol başı olarak
alıyorum, bütün arkasından gelenleri, adı
ile çerçeveliyorum. ) İmdi, bu Rus sanatkârı
hemen hemen hepimizi, derin tesiri altına
aldı, Burada, gene bana: “ O, Rusları tasvir
ediyor. Mantıksızlık, tezat Rus karakterine
mahsustur.,, diye itiraz edebilirler. Öyle ise
dört yanımıza bakalım. Rast gele birini se
çerek ve peşin olmadan hakkında kati bir
hüküm vermeye çalışalım. Çaresiz, binlerce
tezat ile çevrilmiş olacağız. Ve nihayet
korkmadan iddia edilebilir ki son sözümüzü
söyliyemiyeceğiz. Bunun aksine | olarak,
Balzac | tipinde bir romanın, kadın veya
erkek £ kalıramanından söz açılınca, ona
sevimli veya sevimsiz, alçak veya yüksek
sıfatını yapıştırmak için, uzun zamana ih.
tiyaç yoktur. Dini kitapların yasağına rağ-
men, benzerimiz hakkında hüküm vermeye
okadar düşkünüz ki, ihtimal romanesgue
edebiyatın muvaffakiyeti bu yüzdendir. Kar-
şımıza kıymetleri hakkında aldanmıyacağı-
mızdan emin olduğumuz; kadınlar, erkekler
şıkarıyor. Entellektüclden arabacıya kadar
okuyucu, gizliden gizliye, hâinden iğrenme-
yi ve genç yetim kıza, hayranlığı diler.
Dostoievsky'nin kahramanları Rus olduk-
ları için değil, belki bizim gibi insan olduk-
larınd a, yani canlı chaos ve tezatlar içinde
göründüklerindendir ki onlar hakkında ne
bilemeyiz. Zira Dostoievsky,
iç bir düzen, hayatın mantıkından
- ki bizim aklımızca mantıksızlığın ta ken-
. başka mantık vermemiştir. Her

ân, onun şahıslarinın duymaları tabii ve
normal olan duyguların zıtların besledik-
etini görmekle şaşırıyoruz. Fakat içimizden
ei birimiz, kendisini taraf kollamadan
dinlerse, içinde, ummadığı ani hisler bulmak-
la şaşır, Yalınız, buna biz ehemmiyet
vermeyiz, realiteye kulak asmayız. Hayatı-
mızın her safhasında, duymamız münasip
ve mantıki olan şeyleri duymaya savaşırız,
Fransız romancılarının yarattıkları şahışlara
uydurdukları * kaideyi o kendimize uyduru-
ruz.

Dostolevsky'ye dair e konfaranslarının
birinde - Rus romancısımı en iyi anlayanlar-
dan biri olan - Gide şunu işaret ediyordu:
“İçtimai muvazaa, büyük yalan müteah-
ir. Ne kadar insan, hayatlarında, ben-
ine müthiş surette aykırı bir şahıs ro-

likli
lünü oynamaya, kendilerini mecbur ederler.
İçimizde, önce tasvir edilip, adı konmamış
ve önümüzde örneği olmayan bir his bul-
mak ne zordur. İnsan oğluna her şeyi tak-
lit etmek, hiçi yaratmaktan daha kolaydır.
Ne kadar insan bütün hayatlarında, yalanla

kabul ederler ve her
şeye rağmen (omuvazuanın yalanında
hususi duygularının, samimi ifadesinden
ziyade rahat ve gayret sarfı için de daha
az zaruret bulurlar. Kendi varlıklarının is-
patı, onlardan bir nevi icat bekler ki onlar
buna kendilerini muktedir görmezler.,,

A. Gide tarafından, o kadar iyi tarif
edilen, bu muvazaayı bozmayı . istememek
bizim için imkânsızdır. Dostojevsky'nin der-
sini iyice dinliyenler, artık - içindeki şahıs-
ları, tabiata nisbetle Versailles gibi 'düze-
ne konmuş- Psychologigue Fransız roma-
nının formülüne | bağlanamazlar. Bununla
beraber bu sözlerim tenkit sayılmamalıdı
Versailles'a, Princesse de Clöves'e, ddi
phe'a bayılırım. Fakat, bizim de başka bir
derse dikkat etmemiz kabil değildir. Bu-
rada (esaslı bir noktaya dokunuyoruz:

dolanla yaşamayı

(Yürüyor)

Burhan TOPRAK (François MAURIAC)



Bu sayıdaki diğer sayfalar: