Özet
Hasan ağa büyük oğlu ile dargındı. Büyük oğlu da ablası ile geçinemiyordu. Hasan ağa köyün kasaba çarşısına yakın itişadı yoldan 70 yaşına kadar edecgi istifadeyi etmiş, olukça hilek, zeki, yorulmaz bir adamdı. 70 yaşında üçüncü karısından bekar kaldığı zaman beş sene bir delikanlı gibi köyün macera ve aşk yolundan kasaba ile muameleye girişmişti. Bir kiş geçesi karın iki arşını geçtiği talarlardan sari saçlı, burnunun üstü çilli, bilekleri mor damarı 25 yaşlarında bir genç kız geti-rivermişti. Şimdi dört sendir onuna yaşayordu. Dal gibi kızı şşanatmak için elden geleni yapmişti. Hiç Türkiye bilmeyen sarışın Bosnalı, bu yollar zafirin Türkçe'yi sökmüş, pembe teni güneşten biraz kararmış, kalçaları adam akıllı dolmuş, memeleri büyümüştü. İhtiyarin gözyi seksen yaşına rağmen ondan başkasın, daha tabi ve sessiz muhabbetleri görmelı olmuştur. Yeri meçhul altınlar yalnız onun için bozuluruluyor, ve yalnız onun göçsu üstünde büyük beşi bir yerdeler, ve minna- cık fındık altınları parlıydı. Bütün köy kadınınların dizisini bir araya getirmele, ancak onun boğazını kaplayan inci gerdanlığın ozi- leri kadar çakıbilirdi.
Diğer Dergiler
Tam metin içeriği
Hasan ağa büyük oğlu ile dargındı. Büyük
oğlu da ablası ile geçinemiyordu. Hasan ağa
köyün kasaba çarşısına yakın iktisadi yoldan
79 yaşına kadar edeceği istifadeyi etmiş, ol-
dukça hilekâr, zeki, yorulmaz bir adamdı. 70
yaşında üçüncü karısından bekâr kaldığı zaman
beş sene bir delikanlı gibi köyün macera ve
aşk yolundan kasaba ile muameleye girişmişti.
Bir kış gecesi karın iki arşını geçtiği tarlalar.
dan sarı saçlı, burnunun üstü çilli, bilekleri
mor damarlı 25 yaşlarında bir genç kız geti-
rivermişti, Şimdi dört senedir onunla yaşıyor-
du. Dal gibi kızı şişmanlatmak için elinden
geleni yapmıştı. Hiç Türkçe bilmeyen sarışın
Bosnalı, bu yıllar zarfında Türkçeyi sökmüş,
pembe teni güneşten biraz kararmış, kalçaları
adam akıllı dolmuş, memeleri büyümüştü. İh-
tiyarın gözü seksen yaşına rağmen ondan
başkasını, daha tabii ve sessiz muhabbetleri
görmez. olmuştu. Yeri meçhul altunlar yalnız
onun için bozduruluyor, ve yalnız onunn göğsü
üstünde büyük beşi bir yerdeler, ve minna-
cık fındık altunları parıldıyordu. Bütün köy
kadınlarının dizisini bir araya getirmekle, ancak
onun boğazını kaplayan inci gerdanlığın Gizi-
leri kadar çıkabilirdi.
79 yaşında Hasan ağanın son dördüncü
karısı birdenbire sancılandı Hasan ağa dargın
olmasına rağmen yukarıya seslendi :
— Ulan Rüstem, Rüsteml
Yüzünün sertliğini, bıyıklarının büyüklüğü:
nü, ensesinin kalınlığını ve ellerinin kocamanlı-
Zını ifşa eden acayip, bir erkek sesi işitildi.
— Ne va,r dedi, ne va?
Sonra tahtaları çökertir gibi kırk beş yaş-
larında, ağır başlı, hakikaten burma bıyıklı ve
delikanlı bakışlı bir adam indi. Saçları ağar
mıştı. Dar alnına düşen yağlı siyah saçlarını
yana ayırmıştı.
— Ne var, dedi Bir kaza mı var?
Bir oda kapısının ışığında kısa boylu, ufa-
cık bir adam gözüktü. Yüzünün yarısına oda-
nın açık kapısından çıkan ışık vuruyor, ve bu
adamın yüzünde bir on beş günlük beyaz sa-
kal parıldıyordu. Yanakları bir genç çocuk
yanağı kadar buruşuksuz ve pembe idi. Sesi
pürüssüz ve canlı idi:
— Boşnak mahallesine koş, dedi. Rizoyu
bul Ebenin evini o bilir, Sına göstersin! Ka-
rıyı al getir, anan ölecek.
Rüstem hayret içinde durakladı. Sual sora-
mıyorfu. Gözlerine düşen saçlarını elleriyle itti.
Alnını tuttu. Bir şeyler homurdandı. Sonra
yüzü birdenbire kıpkırmızı oldu. Alaca karan-
lıkta bile, kızdığı hareketleriyle belli oluyordu
Rüstem en çok babasına onun için. kızardı.
Anan.. Anan. Niye anam olsun derdi. insanın
bir tane anası olur. Onunkisi de ölmüştü. Bu
onun babasının karısı diye, niçin anası ola-
caktı. 30 yaşındaki karı onun anası olamazdı.
Rüstem onun ağası idi:
— Anlamadım, dedi. Ebeyi kimin için ça-
gıracağız. Ablam yoksa bu sene bir daha mi
doğuruyor ?
Ihtiyar:
— Anan dedik ya, dedi.
Rüstem sinirlenmişti. Büsbülün anlamıyor-
du. Hakikaten anlamıyordu:
— Ne anası, dedi, deli mi oldun?
İhtiyar, oğlunu kızdırmaktan taşka hiç bir
şeye yaramıyan ana kelimesini bir daha tek-
rarlamaktan hiç bir fayda elvermediğini anla-
mış gibi yutkundu:
— Boşnak kızı, dedi, Zehra doğuracak.
— Zehramı doğuracak dedi. Allah Allah.
kimden?
Ihtiyar odaya doğru koştu. Kapımn arka-
sından dikenli bir sopa kapıp oğlunun üzerine
doğru yürüdü. Rüstem iki adım geriye çekil-
miş, merdivene doğru dönmüştü. Babası :
— Kimden olacak ulan, dedi. Kimden olur
ki? Kocası kim ? Benden.. Benden elbette |
Ta üst kattan gürültüye koşmuş bir de-
likanlı ile elli yaşlarında fakat dimdik bir
kadın,ikinci katın merdiveninden sarkmış, baba
ile oğulun kavgasını dinliyorlardı. Rüstem on-
lara doğru baktı.
(Bu hikâye gelecek sayıda bitecek )
Sait Faik ABASIYANIK
14