Özet
Tabiatın doğasında, bir niyet finalitesi olamaz. Böyle bir finaliteye ancak düşünden bir makinizma varabilir. Sanat eserinin ve bilhassa tablonun tabiata benzemeliği bu verici makinizmanın bir neticesidir.
Diğer Dergiler
Tam metin içeriği
AĞAÇ
bir sona varacağından burada metafizik çiz-
gi ve renk âleminden tabii dışarı çıkamaz.
Çizgi ve renkle, tağyir ve tefsirle, ve resim
sanatına mahsus vasıtalar ve pratiklerle bu
plâstik metafi; kurabilen ressamdır.
Ve bu, tabiat ile çetin bir mücadeleyi
emreder. Ressamın tabiattan şüphesini Paul
Signac şöyle ifade ediyor:
“Tabiat girift, karışık, birbirine zıt ele-
Onda her şeyden evvel
Tabiat bize tam bir ahenk
manzarasını göstermez. Ayrı ayrı ele alına-
rak tetkik edildiği vakıt, meselâ küçük bir
nebata kadar tam bir teşekkül olgunluğu
gösteren tabiat, muhtelif unsurlarının kar-
şılaşması ve karışması ile, çok kere, bir
isbetsizlik tesiri uyandırır. Tabiatın göster-
diği en mükemmel manzarada bile ressam,
onun tehlikeli cazibesine kapılmamalı. Çünkü
bir tablonun muvaffakiyeti ressamın seçme
kabiliyeti ile görülür.,,
Bu seçme yalınız basitleştirme değildir.
Tabiatın özünü almak, o öze şahsiyetin
rengini vermek içindir.
..
Maneviyat plânına kadar yükselen bu
kaygılarda ressamın şahsiyetinin ne büyük
bir rol oynayacağı tabiidir. Bir çok ressam
tarafından tasvir edilen aynı cismin, yahut
aynı tabiat parçasının, her eserde görülen
başkalığı bu şahsiyetin neticesidi,
bakan ressam, ondan alacağı reak:
çok evvel, daha doğrusu o reaksiyondan tam
manasile müstakil olarak kristalize olmuş
bir niyeti, içinde yaşatmaktadır. Bu niyet
mazariyeci ve spekülatif ressamlarda ölçülü,
şuurlu, ötekilerde gizli olabilir. Fakat her
iki ihtimalde de, tabiattan seçeceği elâman-
lar, daha doğrusu (dominantes) lar ressamın
kendi karekterinde yer almış bulunmaktadır.
O halde ressam, şekilleri tasvir ederken, on-
ları, kendi içinde yaşayan kıymetlere ve ter-
cihlere göre tefsir eder. Muhayyelesindeki
çizgi ve renk Ikombinezonlarım objelerin
kalıbına sokar. Tabiatın karşısında ressam,
alıcı olmakla beraber, aynı zamanda ve bil-
hassa verici, ildve edicidir.
Kant'a göre sanat, müfekkerenin inki-
şaf edeceği bir dünyanın yaratılmasıdır.
Sanatı çerçeveleyen daireye girdiğimiz za-
man, hakiki dünyayı, bu dairenin adesesin-
den görüyoruz. Bu adese, bize hakikat-tabiat
antite'sini bir hayli tağyir edilmiş, adeta
tanılmaz bir şekilde gösteriyor. Sanat bize
tabiatın tesirini vermekle beraber, tabiattan
da kurtarıyor. Tabiatta ve herhangi objede
m
bir niyet finalitesi olamaz. Böyle bir finaliteye
ancak düşünen bir makanizma varabilir.
Sanat eserinin ve bilhassa tablonun tabiata
benzemezliği bu verici makanizmanın bir
neticesidir.
Yazının başında “bu neyi ifade eder?,
diye soran basit aksülâmele işaret etmiştim.
Resim, hiç bir şey ifade etmez. Hiç bir şey
anlatmaz. Bir vaka veya bir his, bir halden
başka bir hale geçişi gösterebilecek bir tek-
nik istilzam eder. Plâstik sanat, anasıl sta-
tiktir. Ve plastik sanatta şaheser bu statiz-
maya en fazla riayet edendir. (Mısır, Yunan).
Resmin bir tek finalitesi ve metafiziği olabi-
lir : Çizgilerin ve'renklerin sonsuz kombin;
zonu, şekillerin ve cisimlerim sonsuz tağyi:
ile plâstik sentezlerin envaını kurarak, çizgi
ve rengin, ışığın, gölgenin ve şeklin dımağ-
da uyandıracağı entelektüel hazzı temin
etmek.
Ressam Paul Gauguin diyorki: “Bir
tablo bir at, bir çıplak kadın veya her hangi
bir sahnenin tasviri olmadan evvel, renkler
ve çizgilerle örtülü düz bir satıhtır.
İşte bu kaygıdır ki bizlere, bir tabloda,
her hangi bir “tasvör ,den fazla, plâstik
kıymetlerin | bizatihi güzelliklerini | aratır.
Resim, tabiatı yeniden bina eden bir zekâ ve
bir hassasiyet olduğuna göre, biz onda ancak
kendisine hâs olan karakteristikler içinde bu
tabiatın tefsirini aramalıyız.
Plâstik güzelliğin başlıca karakteristik-
lerini ikinci yazıda tahlil edeceğim.
Nurullah Cemal BERK
İkinci diriliş
Yalnız yeçen ömrün bu uykusuzluk yecesi,
Çekmişken aynalar beni müthiş bir sorguya,
Birdenbire kaibi tierelen bir bülbül sesi,
Dağ ardından doğun mehtap yibi vurdu suya,
Mehtabın izinde gemiler geldi açıktan ;
Aşina sallanan mendillere koştum yer yer,
ir çeşmeler gibi fışkırmada karanlıktan,
Kökleri kurumuş sanılan o güzel yünler.
Cahit Sıtkı TARANCI
nı