Özet
18 Mart 1831'de Ekermann'a göre, ebedi hayata ait fikirlerle uğraşmak kibarlarla ve iyi güç olmayan güzel hanımlara yakışır. Lakin yer yuzünde kendisinin bir şey olduğunu biliyor ve bu yüksek insanlar, übür alemi kendi haline bırakırlar.
Diğer Dergiler
Tam metin içeriği
AĞAÇ
dise bile “değildi. Ebediyeti âna sığdırmağa
çalışıyor ve 18 Mart 1831 de Ekermann'a
şunları söyliyordu :
“ Ebedi hayala ail fikirlerle uğraş
mak kibarlara ve işi olmayan gü-
zel hanımlara yakışır. Lâkin yer yüzünde
kendisinin bir şey olduğunu bilen yüksek
insanlar, öbür âlemi kendi haline bırakır-
lar. > Bu sözler onun mizacının tam ifade-
siydi. Nitekim hiç bir tetkik ona, insan aklı-
nın eremiyeceği şeylerle uğraşmak kadar boş
görünmüyordu. Kayıtsız girip, küçük görerek
ve alay ederek çıktığı bütün felsefe mektep-
lerinden sonra, hayatına prensip olarak şunu
almıştı: * Ana yaşa / , Bu prensibe o kadar
bağlıydı ki bir. ân aklından çıkmaması için,
onu saatının kapağına kazdırmıştı: “ Vivere
Moömenle ,.
XIX
Lâkin, onun, ebediyet ile uğraştıkları
için o Kader küçük gördüğü insanların ara-
sında, kafası kolay kolay her kuş tü
yaslıkla uyuyamıyan riyaziyeci ve fizikçi
Pascal gibi, dünyanın en derin rlihiyatçısı
Dosloiewsky gibi adamlar da vardır. Ona
diyebilirler ki :
“ Copernic'in nazariyesinden ziyade
şu Tikir üzerinde durmayı tercih ederiz:
Bütün hayalla en mühim olan şey ruhun
fâni mi, ebedi mi olduğunu bilmektir.
Zira bunu bilmek ahlâkı baştan aşağı de-
Giştirebilir. Bu bilmece ile uğraşmıyan
felsefe boş yere nefes lükelir. Nilekim bu-
nun için felsefe ile alay etmek hakiki fel--
sele olur. Bir çukur, bir leş ve üzerine
atılan bir kaç kürek toprak, insan bu mu-
dur? Eğer Allah ve ebedi hayat yoksa, ne
duruyoruz, yiyip içelim, zira yarın ölece
Giz.
Biz bahtiyar olacağımızı
içindir ki yer yüzünde bedbaht olduğu-
muzu anlıyoruz. Biz ebediyellen değil ken-
dimizden şüphe elmeliyiz. Ebediyelsiz ruh
nasıl var olabilir? Bize verimiyeceğiniz
şeyi almaya kalkmayınız. Dünyadaki bir
günlük azap ve imtihandan sonra ebedi
ferah bizi bekliyor.
Ey dehası bir noktaya kadar kuvvetini
gaip etmiyen adam, ölüm saydığımıza hayat
diyerek, hiç bir şeyin sürmediği bu dünyada,
bizi hangi saadele hangi ânı yaşamaya ça-
giriyorsun, Allahı inkâr eden her şeyi in-
kâr eder. Allaha inanmıyor musun ?
XX
Böyle bir suale karşı Goejhe kendi fi-
Kirlerine tercüman olan Promethee'nin ağzın-
dan, göklere yumruklarını sıkarak bağırabilir:
«Ben bir Allah değilim. Böyle iken
kendimi onlar kadar büyük sayıyorum.
Namütenahi, kadiri mullak... Ellerinden
ne gelebilir. Yerlerin ve göklerin geniş
mesafelerini avucuma bir lop gibi sıkış-
terabilirler mi? Beni benden ayırabilir-
ler mi? Beni bir dünya gibi yayıp açabi-
lirler mi? Başladığımı hatırlamıyorum
ve bilmeye namzel olduğumu da zannel-
miyorum. “ Son, u görmüyorum. Demek
ki ebediyim, Zira varım.
XXI
Bu sözleri işidince Pascal başını çe.
virebilir ve “ sana her şey verildi, yalnız
hiç bir şeyin durduramadığı insanlara
kendisini veren Allahtan mahrum kaldın!
Rabbim beni terketme. İnsan kalbi ne
boş ve ne kadar pislikle dolu... diyerek
susabilir. Lâkin ondan üç asır sonra gelen
Andre Suarös'in cevabı hazırdır:
“ Pascal senin gibi zaif olsaydı ku
veline güvenecekli. Fakal kuvvetli olduğu
igin zafını ölçebiliyor ve her şeyi çiğneye-
rek bütün varlığını tek imdadın geleceği
larafa doğru gilmeye hasrediyor. ,,
XXI
Rivayete bakılırsa ilk ( görüştüklerinde
Napolöon ona “siz bir adamsınız Monsieur
Goethe! ,, demiş. Hayranlarından biride “ o-
nun fikirleri şiirlerinden ve hayatı eserlerinden
yüksektir » diyor.
Hayır Monsicur Napolöon; o, şair, müte-
fekkir, dâhi olabilir. Hatta sizin çamurunuz-
dan daha bulunmaz bir çamurdan da yaratılmış
olabilir. Lâkin, o bir“ adam,, değildir. Bir “a-
dam ,, sayılmasına imkân yoktur ve hiç şüp-
hesiz hayatı eserlerinin en kötüsüdür.
Burhan TOPRAK