Özet
Yalnız şehir haricinde, büyük yoldaki öreklerin zangratdayışından anlamları ki şişman adamin sesi bir başka şişman adama aktarılmaktadır.
Diğer Dergiler
Tam metin içeriği
AĞAÇ
Kefik EDİKLAN — Hikâye Deseni
Yalnız şehir haricinde, büyük yoldaki cirek-
lerin zangırdayışından anlarlardı ki şişman
adamın sesi bir başka şişman adama akta-
rılmaktadır.
Bakın, kalorifer bu mahallelerde nasıl
tanıldı :
Bir gün mavi gözlü bir küçük çocuk, u-
zaktan aydınlığını ve ebedi yangınını sey-
rettiği şehrin merkezine gidecekti. Nasıl
yaz günü kış gününden daha uzunsa, kış
gününün yolları da yaz gününün yollarından
daha uzundur. Çocuk yol,iz bilmiyordu.
ukları onu bir
köprüye varamıyordu. Ondan ötesi kolaydı.
Bütün tramvay yolları Romaya çıkardı. Çok
merak ediyordu. Orada, yazın kendisinden
büyük arkadaşlarına mahalleyi bıraktıracak
kadar mühim neler vardı? Kendisine göre
orayı bina etmişti bile. Binalar büyük, bü
yük, büyüktü. Muhayyelesinin öte tarafı ise
o nisbette küçüktü. Bir kör kandil vardır,
bir de keskin bir ampul ışığı. İkisi arasın-
daki farkı, ışık mevcut olmadan ve karan
lik kafamızda, etrafımızda esip giderken
düşünürsek, ne kadar güzel tahlil edebiliriz.
Ve ışık denilen şey karanlıktan değil, ka-
ranlık ışıktan ötürüdür diye düşünürüz.
Halbuki bu semtin insanları öyle düşünmez-
lerdi. Karanlık mevcut olduğu için ışığa ih-
tiyaç vardı. Dünya yaratıldığı zaman her
taraf karanlık, yani geceydi. Her zaman, ka-
4
vuşacakları bir ışık, kurtulacakları bir ka-
Onlar, dünyanın apaydınlık
sanki biliyorlardı. Küçük
çocuğun muhayyelesi bizim gibi bina et:
yordu. Binalar büyük, büyük, büyüklü der-
ken nihayet minareden de büyük değil ya
demiyordu. Nihayet sur kadar da eski değil
ya, demiyordu. Bu düşünce bambaşka bir
şeydi. Bir yaz gecesi, babasile beraber bir
dut ağacına binmişlerdi. Dut ağacında ge-
celeyin dut yemek güzel bir şeydi. Fakat
dut yerken o yukarıki ışığı seyretmek in-
sanın kafasını uçuruyordu. O zaman düşün-
dükleri ne tuhaf şeylerdi. Bu gün, bu kış
gününde, o düşündüklerini hatırlı
mıyordu. Yalnız şu cümle, bütün dü;
lerinin hulâsası gibi dudaklarına geliyordu :
Orada binalar büyük, büyük, büyüktü.
(Bu hiküye iki sayı sonra bitecek)
Sait Faik ADALI
NEDEN SONRA
Neden. sora,
Gelin buna yeniden gelin
Har vurup savurduğum. anlar.
Neden sonra,
Doğrulun mezarlarınızdan
Boş yere harcadığım. günler.
Neden sonra,
Durun, geçmesin zaman, durun,
Elimle kurduğum saatlar.
Neden sonra,
Şaha kalkın. artık
Çoktandır. beklett
Neden sonra,
Emzirin, emzirin açlığıma,
Vakitsiz sağdığım memeler.
Neden sonra,
Enginleri fethe çıkın, ey
Koyda uyuklayan yemiler.
Ahmet Muhip DRANAS