Özet
Taşkınlık ve soğuk kanlılık.
Diğer Dergiler
Tam metin içeriği
TAŞKINLIK VE SOĞUK KANLILIK
Olduğu gibi tekerrür eden ve değişmiyen
hallere karşı uzviyetin yaptığı gayri iradi mu-
kabelelere (refleks) ve bunların karışık ve sis-
şekillerine (insiyak) diyoruz. Nevilerin
nde kazanılan ve kuvvetlerini ayniyet
ve tekrardan alarak verasetle intikal eden bu
hareketler uzviyetin normal faaliyetini temin eder.
Ferdi hayatımızın teşekkülünde de evvelâ şuu-
run araya girmesile başlayıp aynı şartların te-
kerrür etmesi neticesinde kendi kendilerine iş-
leyecek bir hale gelen hareketlerimiz vardır:
İtiyatlar. Bunlardan başka birde yeni ahval ve
şartlar karşısında şuur ve muhakemenin delâ-
letile yaptığımız teemmüllü hareketler vardır.
Bu hareketlerin kâffesi sükün içinde veya hiç
olmazsa gayelerine uygun düşmek zaruretlerile
yapıldıkları halde bazan birdenbire ve şiddetle
gelen heyecanlara kapıldığımız zamanlar kanı-
mızın tepemize çıkarak kızıştığını ve bu tesirle
düşünce ve hareketlerimizin bozulduğunu, bütün
terbiye ve tekâmülümüzü kaybederek fikir hid-
detinde ve nefse itimattan gelen ruh coşkunluğun-
da kalmıyan perişan bir varlığa istihale ettiği
mizi görüyoruz. Taşkınlık dediğimiz bu pü:
kürüşe karşı aldığımız bir korunma vaziyeti
var ki buna da soğuk kanlılık diyoruz.
Acaba ne oluyor da arada bir takip edebi
leceğimiz zaman ve mekân çerçevelerini aşan
bir bomba gibi her tarafa püskürmekten kur-
tulamıyoruz? Bütün istedikleri yapılmadığı için
kendini yerlere atarak döğünen şımarık bir ço-
cuğu andıran bu taşkınlıklarımızda önüne ge-
gilemiyecek acaba neler vardır?
Refleks, insiyak, itiyat ve teemmüllü hare-
ketlerden hiç birine sığmayan taşkınlık eğer uz-
viyet veya ruhun bir bozukluğundan gelmiyorsa
o halde kendimize ve başkalarına itimat etmemek-
ten gelecektir. Musallat fikirler, megalomaniler,
fobiler içinde yaşayan bir ruh, bunlara doku-
nulduğu anda tabiatile feveran eder. Meselenin
hastalık tarafını bir yana bırakarak kendimize
ve başkalarına itimat etmemekten gelen taşkın-
lıklarmız üzerinde duracağım. Münakaşa ve
yazışmalarmızda sık sık görülen bu hal dikkat
edersek ekseriya en zayıf olduğumuz yerlerde
beliriyor. O halde ki en kuvvetli olduğumuz
tarafa dayanıp kendimize olan itimadımızı mu-
hafaza ve soğuk kanla hareket edecek yerde
farklılaşma ve iş bölümüne razı olmak isteme-
yen bir «ögocentrismenin yani «kendimizi
dünyanın merkezin görmenin doğurduğu bir
reaksiyon ile taşkınlığa kapılıyoruz. Halbuki
devamlı fikir ve iş cemiyetleri kurmak ve ya-
şatmak ihtiyacı ile, bir zamanın artık tiplerinden
biri olan «allâmelik» ve «kutbulaktap» lık (bütün
kuvvetlerin merkezi olmak) sevdaları uyuşacak
gibi diğildirler. Farklılaşma ve iş bölümünün
doğurmakta olduğu yeni zaruretlere uyarak iş
bölümünde salâhiyet ve ihtisas sahibi olmayı
bir ihtiras halinde yaşayacak ve bu sayede
kendimizi her şey zannetmekten kurtararak
«ben benim, sen de sen» diyebilecek yerde
eski cemiyetlerin bayat ideallerini hortlatmaktan
zevk alıyoruz. Bununla beraber salâhiyet ve
ihtisaslarından emin olanların kendi mevzuların-
da gösterdikleri soğuk kanlılığa imrenmekten de
kendimizi alamıyoruz. Çünkü geçirdiğimiz inti-
kal vaziyetinde ruhlarmız hakikaten muvazene-
siz ve muslariptir.
Hissediyoruz ki kendini her şey zannetmek-
ten ancak bu sayede kurtaracak olan adam ih-
tisasından gelen bir emniyetle soğuk kanlılığını
muhafaza edecek, ihtisasına taalluk Oetmi-
yen meselelerde sadece dinleyerek anlamaya
bakacak ve istifade ettiği nisbette teşekkür
etmekten başka bir şey yapmak ihtiyacında
kalmıyacaktır. Nasıl kalsın ki aldığı metot ve
hudut terbiyesi ona kendi sahasında ışık ver-
mek ve başka ışıklarda saygı ile karşılamak
itiyadını kazandırmış, ne kendi, ne de başkaları"
nın verimlerine karşı itidalini kaybetmiyecek
bir hale getirmiştir. Hakiki fikir terbiyesi ve
kafa disiplini de ancak bu seviyede vücut bulur.
yor. Aksi taktirde herkes kendi mizacının bir
despotu oluyor. O halde ki bir fikir hayatına gir-
mek isterken haberimiz olmadan müzaçkirliğe
sürükleniyor; her mizaca göre şerbet vermek
isterken de riyakâr olmak mecburiyetinde ka-
hyoruz, Vazifesi mesele halletmek, yeni ahval
ve şartlara göre yollar bulmak olan zekâ bu
vaziyette ister istemez 4urnazlığa gidiyor, ih-
tisas ve farklılaşmak haysiyeti olmadığı için