Özet
Aradığım şey.
Diğer Dergiler
Tam metin içeriği
AĞAÇ
Hikâye
ARADIĞIM ŞEY
Kasap dükkânında et satılmasından tabii
ne olabilir ? Fakat meraklı bir kimse iseniz,
eti, hayvanların daima yattıkları taraf ol-
mak itibarile nisbeten sertleşmiş
tarafından vermemesi içini hizmetçi:
dermeyip de kasaba, kendiniz gider ve orada,
et ile beraber kolonya satıldığmıda görürse-
niz, bu, elbet tuhafınıza gider. Hoş,
en tekâmül etmiş şekli olarak gösterilen
kapitalizmanın esas düstüru “malın sürümü
için ihtiyacı doğurmak, olduğunu düşünür
seniz, bunu tabii görmek lâzım gelir. Çünki
kasaplar, taze etin lezzetli olmadığını di
şündüklerinden mi yoksa daha ucuz ol-
duğundanmıdır, bilinmez. etin hakiki çürü-
müşünü satarlar, Bu koku bir ihtiyaç doğu-
rabilir ve kolonya satılması da bu cihetten
mantıki olabilir. Mugalata...
.
O gün bir gazetede büyük muharrirle-
çin küçük adetlerine dair bir yazı okumuş-
tum. Filân muharrir yalnız geceleri çalışa-
bilirmiş, ötekisi ayakları suda olmadan dü-
şünemez, bir üçüncüsü yeşil mürekkep, bir
başkası eflatun kâat, hatta biriside eldi-
ven giymeden yazı yazamazmış.
Bende de bir heves uyandı.
onlara benzetmek için — mektepte hocam
“ büyük adamları kendinize örnek ediniz ,,
derdi ve ben söz dinler bir adamım — bir
âdet edinmek istedim, ve aramaya başladım
Arkadaşlarımdan bir ressam tezhibçile-
rin ve Japon ressamlarının nasıl olup da o
kadar ince çizgilerle resim yapabildiklerine
şaşmış, bu çizgilerin hiç bir kalemden çıka-
mayacağına nazaran fevkalâde ince bir fır-
ça ile yapıldığına karar vererek bu fırçanın
sırrını aramaya başlamıştı. Nihayet bunun
— fakat bu bir sırdır bana ait olmadığı için
hangisinin olduğunu söyliyemem — bir ku-
şun kafasındaki tek bir tüyden yapılmış bir
fırça olduğunu buldu, bulana kadar da tavuk
pazarından bir sürü muhtelif kuşlar satın
almak mecburiyetinde kaldı ki, bu, evdeki-
Kendimi
lerin pek. işine yaramıştı. Eğer muhakkak
bu işin de ticaret ile alâkasını bulmak is-
tersek, tüyü bulmak ihtiyacının tavukçular-
lel dostumun kesesini başalttığını söyle-
yebiliriz.
Kendime bir âdet ve husvsiyet edinmek
istediğim dakikada, bu vakayı hatırlamıştım.
Dostum en münasip araştırma sahasının
nasıl tavuk pazarı olduğuna hükmetmiş ise
ben de, benim için bu sahanın bir kırtasi-
yeci dükkânı olduğuna karar verdim ve
şehrin en büyük kırtasiyecisine gittim.
Büyük bir mağaza idi. İçinde yazı ile
— kâtip, hattat, muharrir olsun — alâkadar
olan herkesi tatmin edecek kadar çok şey-
ler vardı. Aradığımı bulacağım muhakkak
idi. Lâkin bugün ne kadar da malihulyalı
idim. Birdenbire aklıma, küçükken babamın
beni, bir arife günü Bonmarşeye götürdüğü
geldi. Bayrama üç gün kala, komşunun ço”
cuğuna bir tahta at alındığını görmüş, kıs-
kanmış ben de istemiştim.
Babam, uslu durursam, alacağını vadet-
mişti. Bir çocuk mürai ile bu üç gün
içinde masum bir melek olmuştum. Adeta
kanatlarım ve annemle babam arasında, se-
nelerin itiyat haline geti i aşkı tazele-
mek için, elimde bir yay ile ok eksikti. Ni-
hayet honmarşeye gelmiştik. Fakat orada
öteki oyuncakları görüp de komşunun çocu-
ğunda kıskandığım ve bu kadar ısrarla
tediğim attan vazgeçince, babam sebebini
sormuş bende:
— Ben, demiştim, başkasında olan şey-
leri istemiyorum. Hiç kimse de olmıyan bir
şey istiyorum.
Babam bunun ne olabileceğini sordu.
Anlattım, güldü. Fakat anlamıştı. Bir daha
anlattım, bu sefer satıcı kızlar da dinlediler
ve hep beraber güldüler. - Hatta bu gü
lüşmelerden güzel bir satıcı kız ile babamın
arasında bir göz münasebetide olmuştu -
kızdım. Çünkü ne istediğimi anlıyamıyorlar-
dı. Bu ne idi, biliyormusunuz? Sadece bir
demir parçası, daha doğrusu bir travers.
13