language

ustmenu

searchbar

Ağaç 1936-04-11 Sayfa 4

Ağaç 1936-04-11 Sayfa 4

 



Özet

Ömer Seyfettin, öz Türkçeyle her şey yazılabileceğini ispat etmek için, galiba 1909'da Tevfik Fikret'in bir şirini tercüme etti. Ne olduğunu tahmin edersiniz: Kofeser Osmanlayca arzulandı, davayı Tevfik Fikret yerine, Türkçe kaybetti.

Lisansı sadeleştirmek fikrinin ne kadar eski olduğunu biliriz. Onun kadar eski bir tasavvurumuz, dili, sanat ve tefekkür dişinda, onlardan ayıranak, gramerci ve lügatı gözüle mukabele etmektedir. Sanki iki dilimiz vardı: Biri müneverlerin kaleminde, biri halkın ağızdaydı ve mesle ikisinden birini tercih etmekti.

Bu gün bize, gece varken (şep) ve (leyl) kelimeleri lüzumsuz geliyor. Aceba divan edebiyatçısı için de hakikat öyle midir? Öz Türkçe bir gazel veya bir kaside yazmannı imkânı olsa da manası yoktur. Geçirmeğe olduğumuz bir kültür buhranıdır. Dil bu buhranın ta içindedir. O, yeni tefekkür ve yeni ni şiir ile yügrularak, dünkü ve bugünkü halile olduğu gibi yarık haile ile dudukluklarnızı ve duyduklarınıza izin ifadesi olmakta devam edecektir.

Osmanlı kamuşu veya tarama dergisindeki kelime sayısını üzerinde durmak neye yarar? Bir gün, dostlarımın birine, bir caminin dış kapsıla mıhraba arasında kaç Arap, kaç Fars veya Türk kelimesi bulabiliceğini sordum. Hiç süphesiz yüzlerce! Zamalarının mühim bir kismini namaz, mevlüt, hatim, vaaz ve daha bin türli fırşatla camide geçiren babalarım için, bunların hepsi, ayrı ayrı, yaşayan kelimelerdi. Bu gün ise ancak mimarlık tarihi hocalarının işine yarayabilir. Gündelik hayatımızdan ve ya tefekkürümüzden ayırdığımız müesseselerin hepsi, bizden, kelimeleri birlikte ko pup gidiyor. Yeni müesseseler için yeni kelimeler ve terimler bulacağız. Yahut kelime ve terimlerin bir kisminin manaları, yeni mefhumlara uyacakktır.

Bana son Fransız ansiklopedisinin onuncu veya onaltinci ciltlerinden bir kaç sayfa tercüme ediniz! Eğer bir ta kim kelime ve terimleri aynen tekrar etmezeniz bildinizin Osmanlıcının da Türkçe kadar, hatta ikisinin bir arada, bütün (kamuşu Türkçe) ve tarama dergisi kelimeleri ile, bir ifade acı duyduguunu göreceksiniz. Halbuki diğer tarafta, şu srada, kendi duyguları nizi ve düşündüklerinizi yazmakta hiç bir zorluk çekmedinizi tasavvur ediyorum. O halde dava nerededir?

Eğer bahsettiğim ciltlerdeki yazılar sizin te fekkür eseriniz olsaydı onları Türkçe söyleyip, yazar halde bulunanaktınız. Netekim Türk dilinin ifadesinde - Namık Kemalin kitapları yeni neslin her hangi bir kitabını mukayese ediniz - derin bir fark olmuştur. Fakat bu, seviye farkından geliyor.

Felsefe terimlerinin nasıl alınıması lazım geldiğini soranlara şu cevabı vermek istiyorum:.

Türk filozofuna sorunuz. Terimlerini o yapacağız.

Geçenlerde okudugum bir felsefe yazı.



Diğer Dergiler



Tam metin içeriği

I

DİL İŞLERİ

Ömer Seyfettin, öz Türkçeyle her şey
yazılabileceğini ispat etmek için, galiba
* 1909 da Tevfik Fikretin bir şiirini tercüme
(etti. Ne olduğunu tahmin edersiniz: Kof
&er Osmanlıcayla aruzdan soyulunca, da-
vayı Tevfik Fikret yerine, Türkçe kaybetti.

Lisanı sadeleştirmek fikrinin ne kadar
eski olduğunu biliyoruz. Onun kadar eski

bir tasavvurumuz, dili,
sanat ve tefekkür dışın-
da, onlardan ayırarak,
U gramerci ve lügatçı
sile muhakeme etmektir.
£ Sanki iki dilimiz vardı:
Biri münevverlerin kale-
minde, biri halkın ağzın-
daydı ve mesele ikisin-
den birini tercih etmekti.

Bu gün bize, gece
varken ( şep ) ve (leyl)
kelimeleri lüzumsuz ge-
liyor. Aceba divan ede-
biyatçısı için de hakikat
öyle midir ? Öz Türkçe
bir gazel veya bir kaside
yazmanın imkânı olsada

manası yoktur. Geçir
mekte olduğumuz bir
kültür o buhranıydı.. Dil

bu buhranın ta içindedir.
O, yeni tefekkür ve ye-
ai şiir ile yuğrularak,
dünkü ve bugünkü halile
olduğu gibi yarınki ha-
lile de düşündüklerimizin ve duyduklarımı-
zn ifadesi olmakta devam edecektir.
Osmanlı kamusu veya tarama dergisin-
deki kelime sayısı üzerinde durmak neye
yarar ? Bir gün, dostlarımdan birine, bir
camiin dış kapısile mihrabı arasında kaç
Arap, kaç Fars veya Türk kelimesi bulabi-

leceğini sordum. Hiç şüphesiz yüzlerce | Za-
manlarının mühim bir. kısmını namaz, mev-
lüt, hatim, vaaz ve daha bin türlü fırsatla
camide geçiren babalarımız için, bunların
© hepsi, ayrı ayrı, yaşayan kelimelerdi. Bu

AĞAÇ

#1

>

Balik Rafkı ATAY

UZERİNDE

gün İse ancak mimarlık tarihi hocalarının
işine yarıyabilir. Gündelik hayatımızdan ve-
ya tefekkürümüzden ayırdığımız müessese-
lerin hepsi, bizden, kelimelerile birlikte ko-
pup gidiyor. Yeni müesseseler için yeni ke-
limeler ve terimler bulacağız. Yahut kelime
ve terimlerin bir kısmının manaları, yeni
mefhumlara uyacaktır.

Bana son Fransız
ansiklopedisinin onuncu
veya onaltıncı ciltlerin-
den bir kaç sayfa tercü-
me ediniz! Eğer bir ta-
kım kelime ve terimleri
aynen tekrar etmezseniz
bildiğiniz Osmanlıcanın
da Türkçe kadar, hatta
ikisinin bir arada, bütün
(kamusu Türki ) ve ta-
rama dergisi kelimeleri-
le, bir ifade aczi duydu-
gunu göreceksiniz. Hal-
buki diger taraftan, şu
sırada, kendi duyguları-
nızı ve düşündüklerinizi
yazmakta hiç bir zorluk
çekmediğinizi / tasavvur
ediyorum. O halde dava
nerededir ?

Eger bahsettiğim cilt-
lerdeki yazılar sizin te-
fekkür eseriniz olsaydı
onları Türkçe söyleyip,
yazar halde bulunacaktı-
nız. Netekim Türk dilinin ifadesinde - Namık
Kemalin kitaplarile yeni neslin her hagi bir
kitabını mukayese ediniz -derin bir fark
olmuştur. Fakat bu, seviye farkından ge-
liyor.

Felsefe terimlerinin nasıl alınması lâzım
geldiğini soranlara şu cevabı vermek isti-
yorum ;

Türk filozofuna sorunuz. Terimlerini o
yapacaktır.

Geçenlerde okuduğum bir felsefe yazı-



Bu sayıdaki diğer sayfalar: