language

ustmenu

searchbar

Ağaç 1936-04-11 Sayfa 15

Ağaç 1936-04-11 Sayfa 15

 



Özet

Ağaç gazetesinin 1936-04-11 tarihli sayısının 15. sayfasında, haberlerin ana olayları ve detayları belirtilmiştir.



Diğer Dergiler



Tam metin içeriği

AĞAÇ

daima acıydı. Onları dinlerken vaktile in-
sanlar arasında yaşadığım zamanlar işittiği
kadın ağlamalarına benzetiyordum.

Bu hayatın şartlarında hiç bir değişme
yoktu. Zaman ve mesafe fi sıcak ve
soğuk hissi ve çirkin hükmünü

Hareketlerimde öyle bir intizam ve
ahenk vardı ki kendimi görünmez bir maki-
nenin hareketleriyle harekete mecbur zanne-
diyordum. Bu hayatta, gördüğüm birinci
kaide, bu ahenk “ve intizamdan ibaretti.
İçinde yaşadığım dekorun ufkunu, ne kadar
uzakta olduğunu tahmin etmeye muvaffak
olmadığım bir dağ, daha doğrusu bir tepe
teşkil ediyordu. Bu tepe bana kâh çok uzak,
kâh çok yakın geliyordu. Fakat daima aynı
biçimdeydi. Geniş bir etekden başlayarak
gittikçe mahrutileşen çıplak, kuru ve sarı
renkli bir tepe.

Günlerimi hep ona bakarak geçiriyor-
dum. Ona bakmak tek ihtiyacımdı. Çünkü
yemek ve içmek bağlarını artık bilmiyor-
dum. “Bu tepe bana şu hissi veriyordu: O
yerinde durduğu müddetçe ben de duraca-
ğım, Hayatım onun hayatile beraberdir. O
ne kadar yaşarsa ben de o kadar yaşaya-
cağım.

Bunu düşündükçe gülümsüyordum. Bir
tepe ebedidir. O halde ben ebedi olarak
yaşayacağım diyordum.

Evimin olduğu yerde ne yağmur yağıyor,
ne rüzgâr esiyordu. Fakat tepenin başında
her zaman duman vardı ve orada esen rüz-
gârin ıslığı ta bana kadar geliyordu. Ara
sira şimşeklerin bu başa doğru sarı yılanlar
gibi aktığını görüyordum. O etrafını Sarmış
olan tabiat ile geceli gündüzlü bir çarpışma
halindeydi. Kapısı daima açık kulubemden
dalma onun bu kavgalarına bakıyordum.
Sarsılmıyordu, her fırtınadan sonra yene
eskisi gibi hiç bir yeri değişmeden yerli
yerinde kalıyordu.

*.*.

Bir gün tepenin etrafındaki dumanı
fazla kara, üslünde esen rüzgârı fazla coş-
gun, göğsüne dalan şimşekleri fazla sert
buldum. Oradan kopan rüzgâr incir ağacının
yapraklarını sarsmaya başladı. Dalların ara-

sındaki kuşların her zamankinden çok deği-
şik bir telâşla bağırdıklarını işittim. Hare-
ketlerimdeki o ebedi ahenk ve intizam bir-
denbire bozuldu. Sonra gittikçe şiddeti ar-
tan bir ses kulaklarımı doldurdu. Ses yerin
dibinden geliyordu. Sanki toprak kayıyor,
kayalar koparak yuvarlanıyorlardı. Havada
yanık bir koku, ve duman vardı.

Bu hal szatlerce devam etti. Sonra
vaş yavaş rüzgâr durdu, gürültü kesildi,
duman çekilerek gözlerimin önü açıldı,
© zaman ufkumun nihayetsiz bir surette
genişlemiş olduğunu gördüm. Tepe artık
yoktu . Eteklerinden itibaren meydandan,
ortadan kalkmıştı. Yerinde geniş bir su
akıyordu; Suyun üstünde bir yelken, bir kuş
gibi uçarak kayıyordu.

Birden bütün bu manzara silindi. Ku-
laklarıma sesler geldi. Bir el gözlerimin
üstünden bir örtüyü kaldırdı. Kendimi ya-
tağımda çırıl çıplak buldum. Göğsüme be-
yaz saçlı bir baş dayanmıştı. Bu baş bir
saniye sonra bana çevrildi. Gözlerimin içi-
ne baktı; ve odada bulunan diger insanlara
dönerek bir şeyler söyledi.

Samet AĞAOĞLU

TET1S5U

Yakdığı nasıl tütsü
Varılmiyor yanına.
Yorulmuş, arka üstü,

Dönemez mi sağına?

Bir gece olsa sonsuz,
Bitse ölümden tasam.
Günler geçmiyor onsuz,

Onun gibi uyusam.

Fuat Ömer KESKİNOĞLU

44



Bu sayıdaki diğer sayfalar: