Özet
İlk bakışta şiirde üç şey görünür: Madde, şekil, mevzu. Şiirin maddesi manalı sesler olan kelimeler teşkil eder. Şiirin şekline "nazım" denir ve bundan kelimelerin ahenkli ve vahdetti bir düzene konulması yani "vezin" anlaşırlar. Şiirin anlatışı yani de onun mevzuunu diyoruz: Yalnız ne kelimeler, ne vezin, ne de mevzuda pratik ihtiyaçların zorla yaratılan kelimelerin ses ve manalarında şiir aramak abest. Aksatikdirdir her dilde "şiirli kelimeler dikişyoneri", bulunmaktadır lazım gelirdi. Kelimelerin bir manzume halinde düzene sokulması ile de şiir vücut bulmaz. Çünkü her manzum eser bir şiir değildir. Enteresan bir fikir söylemek veya bir şiir anlatmak şiir olabilseydi bütün fikir ve hikayeleri birbir şiir oldu. Şiir, bunların hiç biri olmadığı gibi üssünün bir araya gelmesi de değildir. O halde şiir, bu üç unsurdan başka ve fazla bir şeydir. Çünkü bütün bu unsurlar şiirin aletlerinden başka bir şey değildir. Şiirde yalnız ses güzellikleri aramak şiirden çıkarak öz müziği geçmek, şiirde sadece muayenin vezin kalplarında görmek, klasik şiirimizde görüldüğü gibi şiiri değişmeye kalıplara hapsetmek olur. Her şeyden çok mevzu ehemmiyeti vermek, şiirin nesrinin vazifesini yüklemek, şiir kaybetmiye götürmek olur. Sadece hayallerin parlaklığı, kullanılan dilin inceliği, kompozisyonun kusursuzluğu, fikirlerin değeri, ifadenin çekiçliği gibi kıymetler nesrin için kafı ise şiir için değildir. Şiir kivileminin çakması bunlardan başka ve fazla bir unsurun araya girmesile olur. Hiç bir fikir veya mevzuun kendi başına şiir olaması ve her fikirden bir şiir çıkabilmesi bunu gösterir. Şiirin "deha", ve "ilham", gibi esrarlı bir vergiye bağlanması gibi neviler arasındaki hususlğini gösterir. Aristot'un "Rhetorique", "Poétique", den ayırması ve bunu daha sonra yazması da buunu teyit eder. Şiir ne olduğunu anlatmak bu gün için mümkün olmasa bile ne olmadığını göstermek kabildir. Şiir estetikleri de bilhassa bu nokta üzerinde durmuşlardır.
Diğer Dergiler
Tam metin içeriği
ĞAÇA
ŞİİR VE FİKİR
İlk bakışta şiirde üç şey görünür: Mad-
de, şekil, mevzu. Şiirin maddesini manalı
sesler olan kelimeler teşkil eder. Şiirin şek-
line “ nazım ,, denir ve bundan kelimelerin
ahenkli ve vahdetli bir düzene konulması
yani “ vezin, anlaşılır. Şiirin anlattığı şeye
de onun mevzuu diyoruz: Yalnız ne ke-
limeler, ne vezin, ne de mevzuda pratik ih-
tiyaçların zorile yaratılan kelimelerin ses ve
manalarında şiir aramak abestir Aksitak-
dirde her dilde “şiirli kelimeler diksiyoneri,,
bulunmak lâzım gelirdi. Kelimelerin bir man-
zume halinde düzene sokulması ilede şii
vücut bulmaz. Çünkü her manzum eser bir
şiir değildir. Enteresan bir fikir söylemek
veya bir şey anlatmak şiir olabilseydi bütün
fikir ve hikâyeler birer şiir olurdu. Şiir,
bunların hiç biri olmadığı gibi üçünün bir
araya gelmesi de değildir. O halde şiir, bu
üç unsurdan başka ve fazla bir şeydir.
Çünkü bütün bu unsurlar şiirin aletlerinden
ir şey değildirler. Şiirde yalnız ses
aramak şiirden çıkarak öz müziğe
ri sadece muayyen vezin kalıpla-
rında görmek, klasik şiirimizde görüldüğü
gibi şiiri değişmez kalıplara hapsetmek olur.
Her şeyden çok mevzua ehemmiyet vermek,
şiire nesirin vazifesini yükletmek, şiiri kay-
betmiye götürmek olur. Sadece hayallerin
parlaklığı, kullanılan dilin inceliği, kompo-
zisyonun kusursuzluğu, fikirlerin değeri, ifa-
denin çekiciliği gibi kıymetler nesir için
kâfi isede şiir için değildir. Şiir kıvılcımı-
nın çakması bunlardan başka ve fazla bir
unsurun araya girmesile olur. Hiç bir fikir
veya mevzuun kendi başına şiir olamaması
ve her fikirden bir şiir çıkabilmesi bunu
gösterir. Şiirin “deha, ve “ilham, gil
rarlı bir vergiye bağlanması edebi neviler
arasındaki hususiliğini gösterir. Aristot'nun
* Rethorigue , i “ Poğtigue , den ayırması
ve bunu daha sonra yazması da bunu teyit
eder. Şiirin ne olduğunu anlatmak bu gün
için mümkün olmasa bile ne olmadığını gös-
termek kabildir. Şiir estetikçileri de bilhassa
bu nokta üzerinde durmuşlardır.
Şiir, felsefe ve ilim gibi mücerret fi-
kirlerle değil, hayal ve sembollerle yapılır.
Fakat bunları sadece sıralamakla da şiir ol-
maz. Çünkü şiir ne bir teşbih kumbarası,
ne de bir istiare kaleydoskopudur. his:
lere sinmiş bir dünya ve hayat görüşünün,
realileler üzerine allığı ağla müşahhas
hayallerde topladığı bir cihandır. Bunun
için de, şairin içinde temaşa edilen bir âlem
plastik ve müzikal bir hava, bütün varlık-
lara sirayet edecek bir ruh ve bu ruhun
tercümanı olan semboller olması lâzımdır.
Şiirin güzelliği ve ifadesindeki kudretin sır-
rıda buradan gelir. Şair kendi âlemile evvelâ
kendisi teshir edilmiştir. Başkalarına yaptığı
füsun kendi füsunundan başlar. Şairin en bü-
yük zevki kendi âlemini bütün âhenk ve sem-
bollerile örmektir. Bunun için de plâstik bir
görüş ve kelimeleri bunlara göre âhenklen-
dirmek ister. Şiirin bütün çilesi burada top-
lanır. Her şairin öteye beriye serpiştirdiği
bir çok notları vardır. Bunlar şairin şiire
varıncaya kadar ruhunun geçirdiği sergü-
zeştlerin görünür izlerini aksettirir. Şekil,
Her meselede, bu satıh üzeri cünbüşü, bu kof ve günübirlik tecelli gayreti,
bu tatlı canını 24 saat için kurtarma açıkgözlüğü, bu Yaradana sığınıp savur-
ma küstahlığı, dünya kıratında bir iç ve dış hesaplaşmasına bir türlü yanaşa-
mamaktan doğan neticedir.
Klâsik çatının klâsik temeli oluncaya kadar üzerinde işlemeye mahküm ol-
duğumuz bu hesaplaşma borcu önünde. büyük şahsiyetin tek humması olan
ÖLÜM KORKUSU ve YAŞAMA HIRSI nı duymuş her Türk sanatkârı taah-
hüt altındadır.
Necip Fazıl KISAKÜREK