Özet
Geçmişte aşk denilen şey, bu günün bir çok gencine, versailles bahçelerinin tabiatı olan uzaklığında fazla realiteden uzak görünüyordur. Genç kadınlar, kaideleri büyüülü olan bu eski oyunu güvenmekle lâzımgeldiğini pek iyi biliyorlar. Aldatma artık aldatma değil. Sadakat, manazis bir kelimeye dönüyor. Çünkü aşk, süren bir şey kalmamıştır. Marcel Proust'un yalnız bu babının, başlığı üzerinde düğününüze, kafil Kallin nöbelleri... Önceleri aşk denilen şey, feragattan, kendine kıymadan, yığıtlık ve vicdan azabından örmüş, ince nesillerin eseri, çapraşık bir duyguyu idi. Din ve dinden gelen ahlak ona destek oyuyordu. Dini faziletlerin setleri olmasaydı, göklerle dolu olan bu güzel su lar birikmiyecekti. Aşk, iğvaya ugramış faziletli kadının dayanmasından ve katlanmasından doğmuştur; Allahın emirlerine ve hükümmetin hikmetine kurban edilen Ra cine'in prensesleri... Aşk, kendisini tutan setlerin, yıkılmasından sonra, yaşayamazdı. Aşk oyununun kaidelerine isyan eden genç adamların karşısında, kadınlar akıllarını kaybediyorlar ve Mérovingien krallarında olduğu gibi, sahalarının kesilmesi, hakların dan vazgeçgemelerinin alameti oluyor.
Diğer Dergiler
Tam metin içeriği
AĞAÇ
E R €
UÜ ii
ROMAN
Geçmişte aşk denilen şey, bu günün bir çok
gencine, versailles bahçelerinin tabiata olan
uzaklığından fazla realiteden uzak görünüyor.
Genç kadınlar, kaideleri büyülü olan bu
eski oyuna güvenmemek lâzımgeldiğini pek
iyi biliyorlar. Aldatma artık aldatma değil-
dir. Sadakat, manasız bir kelimeye dönüyor.
Çünkü aşkta, süren bir şey kalmamıştır.
Marcel Proust'un yalnız şu bâbının, başlığı
üzerinde düşününüz, kâfil Kalbin nöbelleri...
Önceleri aşk denilen şey, feragattan, ken-
dine kıymadan, yiğitlik ve vicdan azabından
örülmüş, ince nesillerin eseri, çapraşık bir
duygu idi. Din ve dinden gelen ahlâk ona
destek oluyordu. Dini faziletlerin setleri
olmasaydı, göklerle dolu olan bu güzel su-
ikmiyecekti. Aşk, iğvaya uğramış
faziletli kadının dayanmasından ve katlan-
masından doğmuştur: Allahın emirlerine
ve hükümetin hikmetine kurban edilen Ra-
cine'in prensesleri... Aşk, kendisini tutan
setlerin, yıkılmasından sonra, yaşayamazdı.
Aşk oyununun kaidelerine isyan eden genç
adamların karşısında, kadınlar | akıllarını
kaybediyorlar ve Mârovingien / krallarında
olduğu gibi, saçlarının kesilmesi, hakların-
dan vazgeçmelerinin alâmeti oluyor.
m
Roman ihtilâflarının gittikçe azaldığı
bu cemiyet karşısında Romancı ne yapacak?
İlk önce ötesini aramadan, Saint Real”
meşhur tarifini — bu en basit bir usuldi
deneme ile çok verimli olduğunu biliyoruz —
tatbik edebilir. “Bir roman, büyük bir cad-
de üzerinde dolaştırılan bir aynadır., Bir
kelime ile, kendine sorgu sormıyarak, 2
manını olduğu gibi resmeder, Dikkat
üzenme ile, sosyetenin. tarihçiliği vazifesini
yapar. Bu durumda, ihtilâfların yokluğu ona
engel olmaktan ziyade, resminin mevzuunu
teşkil eder. Önceleri Abel Hermant, böyle
yapmıştı, Bugün de Paul Morand, imrenile-
cek bir maharetle, aynı işi yapıyor: “Gece
açık, , “Gece kapalı, adlı eserlerinde,
rand, bize her ırktan, her sınıftan, birbi
arıyan, hemen teslim olan, sonra bırakan,
gene buluşan ve hiç bir engel tanımıyarak,
“Ân,ın tabii sevklerine uyup, kendilerini
biteviye, ihsasları üzerinde incelmeye zorli-
yan, başka bir kanun tanımadıkları nisbette,
zevk duymıya kabiliyetsiz kadınlar ve er-
kekler gösteriyor. Bu kadın ve erkekler,
ne kadar düşerlerse o kadar kirleniyorlar;
o kadar anlamıyorlar ve hususile yaşanan
ânın, ihsaslarına ve şehvetlerine sit şeyle-
rin, en ufak bir ehemmiyeti olduğuna ii
mak, onlar için.okadar imkânsızlaşıyor.
Merhametsiz ve vahşi bir tasvir. Morand,
kendisine hâs meziyetler ile, bunda muvaf-
fak oldu. Lâkin, sayısız taklitçileri, doğru-
sunu söyliyelim, çok can sıkıcıdırlar.
Çünkü, şekilsiz bir sosyetenin tarihi,
eski ustalarımızın ruh ve ten, vazife ve ih-
tiras ihtilâfları için yaptıkları gibi, biteviye
tekrar edilemez.
Romanı kötüleyenler, burada bir adım
ilerlemiş oluyorlar. Bana diyebilirler ki:
“Siz de tasdik ediyorsunuz, bu günün roman-
cıları, bir çıkmaza girmişlerdir. Ve çıkacak
delik bulamıyorlar !, Lâkin karşılığımız ha-
zırdır: “Ya macera romanı ?, Macera roma-
nının yenileşmesi denilen şey, gerçekten
bize, başka bir yerde yol açmıya doğru bir
uğraşma gibi görünüyor. Beşeri vicdanın
facialarından mahrum kalınca, yazıcılar oku
yucuları nefes nefese tutan, harikulâde en-
trika ve vakalara atıldılar. Burada macera
romanını kötüleyecek değilim. Fakat bana
kalırsu, macera romarı, yalnız, başlıca şa-
hısları Kipling'in, Conrad'ın ve Stevenson'un
kahramanları gibi, canlı adamlar olduğu
nisbette, sanat eseri sayılabilirler. Bir ke-
lime ile, macera romanının edebi olarak
var olması için mühim olan şey, maceralar
değil, maceraları geçirendir. Stendhal, sana-
tinin, insanlara ait hareketlerin sebeplerini
tanımaktan ibaret olduğunu ü
insan nevinin müşahidi olmakla
O halde, romancı da, bir ruhiyatçı olmalı-
dır. Bugün, hepimiz oda ruh ti
dan müthiş surette fakirleşmiş, bir beşeriyet