Özet
Ağacı, 1936 yılındaki 14 Mart tarihli sayısında 15. sayfasında yer alır.
15. sayfada, haber metinlerinin ve haberlerin ayrıntılı olarak belirtilmesi istenir.
Her haber için doğal, tarafsız ve anlamlı tek bir cümle yaz.
Her cümle büyük harfle başlar ve nokta ile bitirir.
Her cümle, haberde anlatılan ana olayı ifade eder.
Her cümle, haberde belirtilen kişi, tarih, yer, neden veya sonuç ekleme yapar.
Her cümle, haberde belirtilen haberin tekrar edilmesini reddeder.
Her cümle, haberde belirtilen haberin açıklanması için açıkça bulunmayan kişi, tarih, yer, neden veya sonuç ekleme yapar.
Diğer Dergiler
Tam metin içeriği
AĞAÇ
besbelli idi. Avucunun içi ile hızlı hızlı çaktı,
sonra filili düzeltip bir kaç kere daha denedi.
Bir türlü yanmıyordu. Bu sırada benim yakıp
uzallığım kibritle sigarasını ateşledi ve ağır
ağır, derin derin çekti.
Ben yene sordum :
“ Vukuatın ne dede ? ,
“ Ne vukuatı oğul, susa yolu parasını
veremedik (,,
“ Kaç yaşındasın ? ,,
“ Ne bileyim? Seksen olmalı /.. ,,
“ Nasıl olur? Allmışı geçenlerden yol
parası istemezler... ,,
“ Benden istiyorlar... ,,
“ Bir yanlışlık olacak. ,,
“ Yanlışlık değil oğul, ,, dedi ve anlatı:
« Dört oğlum vardı, birisi katilden hapse
düşlü, sekiz sene yallıktan sonra öldü, ikisi
selerberlikte gilli, biri de candarma idi, eşki-
ya takibinde vuruldu, topal kaldı, şimdi köy-
de oturur ve benim elime bakar. Öbür oğul-
larımm çocukları yoktu. Bunun da bir tek oğ-
lu oldu, oda sekiz yaşında sılmadan öldü.
Öleli yirmi seneyi aşkındır. O zamandan beri
topal oğlumla oturuyoruz. Benim koca karı
ile lopalın karısı larlayı sürer, ekerler, ben
harmana yardım ederim, topalda çardakta
olurup boslanı bekler, kıt kanaat geçiniriz.
Üç sene evvel bizim ağa dere boyundaki u-
fak larlamıza sahip çıkar oldu. Bağırdık, ça-
gırdık, fayda elmedi. Oğlan sakat, bende de
derman yok, hakkımızı kendimiz arayamadık.
Mecbur olduk, hükümet kapısına düşmeye.
İki sene mahkememiz sürdü. Bizim tapumuz
falan yok ama, butün köylü o tarlanın bize
dededen kaldığını bilirdi. Bunu soran olmadı,
ağa yalancı şahit dinletti, mahkemeyi kazan
dı Mahkeme sürerken benden kafa hâadı is-
tediler, nereden bulayım? Askerden döneli
devlet kapısına işim düşmemişti, aradım, ara-
dım yok... Sonra mushafın arasında bizim to-
palın ölen oğlunun kafa kâadını buldum. O-
nun da adı Mehmetdi. Kafa kâadı değil
hep bir, dedim, gittim, vilâyele kaydını gö
dürdüm, yeniden adres verdim.
Mahkemeden bir şey çıkmadı. Vilâyele
gelip giderken öbür tarlayı yüz üstü koduğu-
ınuzla kaldık. Allı ay sonraydı, köye lahsil-
darlar geldi. Yol parası vereceklerin arasında
muhtar beni de okudu. Yanlış olacak diye
kulak asmadım. Bir kaç kere gelip gittiler,
aldırmadım. Yirmi senedir yol parasından
muaftım.
Bu sefer tahsildarlar candarmayla beraber
geldiler. Yol parası vermiyenlerle beraber
beni de aldılar, ben seksen yaşındayım dedim
ama, dinliyen olmadı. Nüfusa geldik, defteri
açıp baklılar, daha yirmi dokuz yaşındasın
dediler. Amanın etmeyin, halime bakın, saka-
lıma bakın dedim; olmaz, tevellüdün işte
burada, adresin de belli diye dayattılar.
Cebimdeki nüfusu çıkarıp verdim, meğer
oradada 29 gösteriyormuş, o zaman aklım erdi
ama, neyleyim, daha çok kurcalarsan başına
iş açılır dediler. Bende sesimi çıkarınadım.
Altı lirayı denkleştirebilsem verir kurtulurdum
ama, bu zamanda altı liranın yolu nerde?
Kaderde yazılı imiş dedik, "geldik buraya...,
Gülmeye başlamıştım.
“ Ama, babacığım. hiç insan torununun
nüfus kâadını alırmı? , dedim.
Bıkkın bir tavrula elini salladı ve :
“Ne olurmuş sanki ? ,, diye mırıldandı,
“ Hepsi devlelin kâadı değil mi ? ,.
Sabahattin ALİ
efik EPİKMANIN Ilikâyemiz için yaptığı
Desen
4