Özet
Bergson'un felsefesi, Yahudilikten ayırmıştır ve bu felsefeyi eleştirmek için bir filozofun fikri faaliyeti sarf etmiştir. Bu filozofun, Bergson'un kendisini tarihi hakikati bile şüpheli olan Isa hafifnesi bağlayışı, dinin ve Tanrı'nın yokselen beşeri felsefe abi desini göçebe bir hadis sayılabilir mi? İnsan düşünceci, asırlar zarfında elde ettiği istiklalini fededere külüllü bir efsaneyi mi bel bağlayacaktır?
Diğer Dergiler
Tam metin içeriği
paz tarafından aforoz edilmiştir. Sadık katolikl
(Collöge de France) da Bergson'un kürsi
işgal eden Ze Roy'nın eserlerini okumazlar,
okudukları takdirde bir günah. işlediklerinden
hemen mahalle papazına koşup günahlarımı af
ellirmelidirler ! Bu iki nokta, yani Bergson'un
museviliği ve hıristiyanlığa elverişsiz. felsefesi
göz önüne alınınca Alman gazetesinin pek hı-
ristiyan. ve mutaassıp . muharriri tarafından ya-
silmiş haberi daha aydın anlaşılmaktadır.
Hadisenin doğru olup olmadığını araştır-
mak istemeden filozofun hıristiyanlığa karşı olan.
vaziyetini tahlil edelim. Profesör Mehmet Emi*
ir kısmını Türkçeye pek güzel bir şekilde
hakleltiği «Ahlâkın ve dinin iki kaynağı» eseri
çıkmamış olsaydı. belki bu tahlili yapamıyacak
vaziyette idik. Fakat bu eser iki sene kadar
evvel neşredildikten sonra mesele kolaylaşıyor.
Bergsonda ana“ düşüncenin ne olduğuna işa-
ret edelim: Bir «Can Hamlesi» madde ile rast
layınca canlı nevilere meydan verir. Bu nevi-
ler arasında son derece, insandadır. Fakat «can
bununla kalmaz. İnsan dünyasında te-
idare eden bu hamle, büyük adamlarda
temerküz eder. Büyük adamların zuhur etme-
diği muhitlerde din ve ahlâk, durgun, statikdir :
Klan, site, millet Tanrıları, o klan, site, millet
içindir. Bir sınırı vardır, kapalı değil açıktır.
Peygamber, misitik, büyük adam, işte bu açık
cemiyetin yaratıcısıdır.
Bergson, buradan huristiyanlığa geçiyor.
Şöyle ki ona göre bu hamlenin mümessili olan
misitik, bülün vasıflarile ancak hıristiyanlıktan
sonra doğdu. «Ne Yüunanda, ne Hintte tam ol-
gun bir mistisizma yoktur. Bunun sebebi bazan
hamlenin fersiz oluşu, bazan de dar bir fikirci-
liğfin istilâsıdır. Tam mistisizma, hıristiyan muta-
savvıflarının. eseridir. (1) Bir kere hırist
leri arasında Paul'leri, Catörine'leri
düşününüz : Bunlarda tasavvuf, «iş zevki-Goüt
de Vactiom» ile beraberdir. Beşeri irade ile ilâ-
hi iradenin birleştiği nokta onların ruhlarında
bulunmaktadır.
Yaralıcı tekâmülü idare eden «can ham-
lesiv ni en son eserinde bu neticeye vardıran
bir filozofta katoliklik sevgisi pek aykırı bir
vaziyet de Kaldı ki Bergson, hıristiyanlığı,
TİJ Bk. Ls deux source, sf. 250
kendi ana dini olan yahudilikten ayırmıyor. O-
nun gözünde İsa, Musanın istihale etmiş, insa-
nileşmiş şahsiyetidir, «Milli bir din yerine külli
bir din geçti. Adaleti yalnız kendi halkı için
muteber olan bir Allah yerine bütün insanları
seven bir Allah kaim oldu.» Ve hıristiyanlık
İsrailde bulunmayan bir bütünlük seviyesini
haiz olduğundan bülün insanlığı fethedecek
mislisizmanın kendisidir.
Şunu da ilâve edelim: Bergson hiç bir za-
man şuurlu bir yahudilik tezahürü gösterme-
iştir. Meselâ Zinstein son bir eserinde yahu”
diliği ile iftihar eder. Başka hiç bir nimetin
yahudilik şerefi ile ölçülemiyeceğini düşünür.
Fransız filezolunda böyle bir gurur
Fransızlık, yani kara katolikliğin si
sili olan Fransa, onun damarlarına işlemiştir.
Felsefesinin neticesi de kendini bu noktaya gö-
türdükten sonra mesele kalmayor.
Bununla beraber bir nokta üzerinde dur-
mak gerek : Son eserine gelinceye kedar hiç
bir dini vasıf taşımayan bir fikir faaliyeti sarf
eden Bergson'un kendisini tarihi hakikati bile
şüpheli olan İsa hırafesine bağlayışı, dinin ve
Tanrının yanında yükselen beşeri felsefe âbi-
desini çöke:tecek bir hadise sayılamaz mı ?
İnsan düşüncesi, asırlar zarfında elde ettiği is-
tiklâlini feda ederek küflü bir efsaneye mi bel
bağlayacaktır ?
Nihayet hıristiyanlığın felsefi esaslarını fel-
selemizle gerçekleştirsek bile, bir papaz önünde
diz çöküp necat umacak kadar bir filozofun,
bilhassa Bergson'un, küçüleceğini tasarlamck bile
insana garip geliyor. Bu düşünce iledir ki
felsefesi değerli Profesör Mustafa Şekip TUNÇ-
un ince üslübu ile Türkiyeye tanılılan büyük
ve orijinal bir filozofun, tıpkı küflü İsa masal-
larına âşık misyonerlerin kandırdığı kırmızı de-
rililer gibi papazlar önünde diz çökme ve «me-
det umma» şeklinde katolik olacağını tasarlaya-
mıyoruz.
Hayır | Beşeri telekkürün zevkini “tatmış
bir filozof bu kadar küçülemez. Haberi veren
Alman gazetesi yanılmış olsa gerektir.
Zıyaettin Fahri FINDIKOĞLU