Özet
O günden beri bu kitap merakından biraz soğudum.
Bu vakayı daha tutsuzi takip etti: bir gün İbnülemin Mahmut Kemal'in kitap odasında yalnız başıma oturuyordum. İbnülemin içeriye, hareme gitmişti. Bu kütüphanede, ev sahibi olma- diği zaman onun vazifesini görecek kadar kıymetlidir; cilentlerindeki el yazılarnın en yenisi Şeyh Galibindir: bir hafta evvelki hayatımın kadar bile solmaya canlı bir mürekkeple diri bir yazı.
Ben kütüphaneye uzaktan hasbıhal ederken bir misafir geldi, odaya girince şaştı:.
— Nasıl? Mahmut Kemal bey sizi kütüphanesinde yalnız mı biraktı? Size çok emniyeti var o halde!
Maznun mevkiimde olmadığıma hayret ediliyordu. Canım sıklıdı.
Böyle tutsuz bir iki vakadan sonra kendine ait hususi bir ahlak mehnumu olan bu kitap merakımı yakamdan attım. Fakat yine kitaptan ayrılamıyorum.
Bu sefer kitap merakılarına merak ettim. Bu merak ucuzdı; kışkanmak, iftira etmek, herkesi hırsız sanmak gibi hususiyetleri de yoku.
Fakat bu ikinci merakın başka mahzurları vardı. Mesela kitap merakıları «Üsküdar haritası» ismindeki antika kitabı ucuz almışsa sizin de bahtıyar olmanızi istiyordu. Sonra bu kitap merakıların bazlarında öyle hususi bir kibir vardı ki kütüphanelerinde beş bin kitap var diye bunları kendileri yazmış gibi cehelerinde beş bin müellif azameti duruyordu: beş bin kibir!
Fakat ben bunların müstesnalarını buluyordum: Selim Nüzhet gibi. Sormazsanı kütüphanesini konuşmuyor, ve inceliği yalnız topladığı değil, yazdığı kitaplarda da görüyordu. Mesela biz insanlar yazarken bile, okurken bile kibirliyiz; laakal İskenderi Kebiri okur, laakal Napolyonu yazarız. Halbuki, o, Karagözü yazardi. Sorarım, Karagöz, bu vecize insan Napolyondan daha şirin değil midır?
İşte geçen gün ben «Boyalı deve derisi» nin tarihini yazan muharririn kütüphanesini görmeye gittim. O, Cağaloğlundan oturuyor. Beyoğlundan müteneffir.
Diğer Dergiler
Tam metin içeriği
120 Ter Ay
O gündenberi bu kitap merakından biraz soğudum.
Bu vakayı daha tatsızı takip etti: bir gün İbnülemin Mah-
mut Kemalin kitap odasında yalnız başıma oturuyordum. İbnül-
emin içeriye, hareme gitmişti. Bu kütüphane, ev sahibi olma-
dığı zaman onun vazifesini görecek kadar kıymetlidir; cilbent-
lerindeki el yazılarının en yenisi Şeyh Galibindir: bir hafta
evvelki hayatınız kadar bile solmıyan canlı bir mürekkeple
diri bir yazı..
Ben kütüphaneyle uzaktan hasbihal ederken bir misafir
geldi, odaya girince şaştı:
— Nasıl? Mahmut Kemal bey sizi kütüphanesinde yalnız
mı bıraktı? Size çok emniyeti var o halde!
Maznun mevkiimde olmadığıma hayret ediliyordu. Canım
sıkıldı.
Böyle tatsız bir iki vakadan sonra kendine ait hususi
bir ahlâk mefhumu olan bu kitap merakını yakamdan attım.
Fakat yine kitaptan ayrılamıyordum.
Bu sefer kitap meraklılarına merak ettim. Bu merak ucuz-
du; kıskanmak, iftira etmek, herkesi hırsız sanmak gibi husu-
siyetleri de yoktu.
Fakat bu ikinci merakın başka mahzurları vardı. Meselâ
kitap meraklısı «Üsküdar haritası» ismindeki antika kitabı ucuz
almışsa sizin de bahtiyar olmanızı istiyordu. Sonra bu kitap
meraklılarının bazılarında öyle hususi bir kibir vardı ki kütüp-
hanelerinde beş bin kitap var diye bunları kendileri yazmış
gibi çehrelerinde beş bin müellif azameti duruyordu: beş bin
kibir!
Fakat ben bunların müstesnalarını buluyordum: Selim Nüz-
het gibi, Sormazsanız kütüphanesini konuşmuyor, ve inceliği
yalnız topladığı değil, yazdığı kitaplarda da görünüyordu. Me-
selâ biz insanlar yazarken bile, okurken bile kibirliyiz; lâakal
İskenderi Kebiri okur, lâakal Napolyonu yazarız. Halbuki, o, Ka-
ragözü yazardı. Sorarım, Karagöz, bu vecize insan Napolyon-
dan daha şirin değil midir?
İşte geçen gün ben «Boyalı deve derisi» nin tarihini yazan
muharririn kütüphanesini görmeğe gittim. O, Cağaloğlunda otu-
ruyor. Beyoğlundan müteneffir.