Özet
1936 yılındaki Ağaç gazetesinin 13 Haziran 1936 tarihli sayısının 2. sayfasında yer alan haber:.
Diğer Dergiler
Tam metin içeriği
|
NE, m
/ANAT > FiKiR > AK/iYON
» DÖĞUŞ HOROZU ve BABIÂLİ TİPİ
Bir gün, Ankarada bir dos-
lum, beni kolumdan tutarak
zorla bir horoz döğüşüne gö-
türdü. Dünyada neler vardır
ki, onları o vakte kadar görme-
diğimiz için bize verecekleri
ulâkaları evvelâ inkâr eder ve
sonra, her hangi bir zaruret
veya münasebetle görünce, ne
kadar güzel ve yeni bir şey
karşısında olduğumuzu /anla-
niz. Bu horoz doğüşü de, o
vakte kadar içimde misaline
kavuşamadan yatan bir sezi-
şin birden bire elime anahtarı-
nı verdi.
Ufak bir meydanda, horoz
döğüşü merakının, hususi bir
külhanbeyi kisvesi altında
topladığı bir cemaat w
Herkes yere çömelmiş do,
bekliyordu. Arada bir, meyda-
na bir horoz çıkartılıyor, ho
roz kendisine hayranlıkla ba-
kanlar arasında şöyle bir do-
laştırılıyor, sonra > kümesine
kapatılıyor, yenisi çıkartılıyor-
du. Döğüşlen evvel yapılan
bu merasim, birbirile döğüşe
cek horozları seçmek ve seyir-
ciler arasındaki kumarı can-
landırmak içindi. Fakat Alla
hami. Bu horozlar ne garip
şeylerdi!
Ben esasen horoz sevmem.
O bana “kahramanlık tavrt ta-
kınan bir sahtevekar halinde
görünür. Tabiat sanki onda,
baya şatafatlar ve saltanatla-
rın'ne kadar âdi duracağı:
na dair bir misal hazırlamış
ır. Tavukları içinde dik başi-
le gezişi, tırnaklarile kanadını
ut çalar gibi sıyırıp çalımlar
satışı, sabah ezanında herkes-
den evvel uyandığını bir kaç
bin kere haykirişı, bence tam
bir sahtevekarın tezahürleri
dir. Nitekim kendisinden bi-
raz daha kuvvetli bir horoz
görünür görünmez, veya önün-
den bir insan, yahut bir çöp
arabası geçer geçmez tavuklar-
dan evvel telâşlanışı, yaygara”
yı basışı ve dev adımlarile ka-
çışı, emin anlardaki yalancı
çalımına uygun değil midir ?
Bunlar her gün, her yerde rast:
ladığımız tabit horozlar... Fakat
döğüş horozu, âdi horozda-
ki bu karakterin, her şeyi ke-
yif ve menfaatlerine göre is-
tismar. eden ellerde, tam bir
şaheserini
sisteme sokulmuş
temsil ediyordu.
olarak ilk defa gör
hayvanlar ne garip şeylerdi!
Her birinin göğsünde, kel ka-
Jalardaki boşluklar gibi, deri:
lerinin kırmızı. çıplaklığını
arzeden yoluntular vardı. Kir
minin bir gözü akmış, kiminin
gagası kırılmış, kiminin bir
mahmuzu, kiminin bir kanadı
kopuk... Horozun kibrit kutusu
kadar suratında bir güzellik
var mıdır bilmem ama, tabii
horozlara nazaran döğüş ho
rozlarının yüzlerinde, eli bay-
raklı bir Kasımpaşa cadısının
çirkinliği ve yırlıklığı vardı.
Dostuma sordum:
Neye bunların göğüsleri
iz? Kel kafalar gibi boş?
— Sahipleri bunlara her
gün idman yaplırır. Yüksek
bir duvara bir işkembe asar.
Günlerce horuzu aç bıraktık
dan sonra, gagalasın diye iş-
kembenin önüne bırakır. Ho-
atılırken her
duvara çarpa
çarpa tüysüz kalır, sandalcı
eli gibi pişer, nasır bağlar.
Böylece horoz, rakibinin dar-
belerine mukavemet edebilecek
bir hale gelir.
— Ya bu düşmüş gagalar,
tüy
kopmuş mahmuzlar , çıkmış
gözler?
— Onlar da bu zamana
kadar yaptıkları" kavgalardan
aldıkları yaralar ve hatıralar-
dır.
Düğüş başladı. Aynı biçim
ve çirkinlikte iki horoz karşı-
laştı. Boyunlarındaki tek tük
1