language

ustmenu

searchbar

Ağaç 1936-01-14 Sayfa 6

 



Özet

Benzeyişlerimiz.

Dünyada biraz dolaşınca gözlene carpan şey muhtelif iklimlerde yaşayan insanların aralarında farklardan ziyade beneyişlerin çokluğu oluyor. Bu farklıları mesafelerin uzayışı artırır. İklim ve tarih ise komşuları birbirlerine benzetiyor. Zaten bütün milletler, en bariz tabiatlarında, hep birbirine benziyorlar. Hepsi de memleketlerini dünyann göbeği ve kendilerini dünyann gözbeği adeder; hepsi de alemi kendi meseleleriyle megül telakkı ederler. Hepsi de kendini brergenmiştirler. Sizin onlara kendi memleketinizin hali anlatımı ihtiyacınız kal-maz. Sizden sordukları şey bu değil, bekledikleri haber kendi haklarına söyleneceginiz methiyedir. Bu mühim havadisi alan muhbir mal bulmuş magribi gibi sevinçle koşar, gazeteler: "Bizi ziyarete gelen meşhur adam ze-kasının yeni bir misalını gösteriyor. Bakın, bizim için neler, ne güzel şeyler söyliyor" derler. Bütün milletler kendilerinin metholundularını işitmekle çocuk gibi sevinir ve "bu gün de metholunduk", diye öğürüler.

Bundan başka iktisadi buhran denilen ve bütün memleketlerde gittikçe artan hayat müssülati dünyann üstünden bir silin- dir gibi gegecek mahalli hususiyetleri eziyor, kiriyor, hayat ve medeniyet şekillerini birleştiriyor ve mübarehehteleri gitgide çoğaltıyor. Mübadelelerin kolaylığı dünyada bil- hassa kolay seylerin mübarelesini artırdı. Artık umumi olan sinamanın, sporun, radyonun hasil ettiği umumi beneyişler var.

Bütün bunları kasdefiyorum. Fakat Balkan memleketlerinde dolaşınca insan bu yerlerde yaşayan milletlerin birbirlerine ayrıca karabetlerini, birer akraba beneyişlerini de görüyor. Bu milletler asırlar beraber yaşamış, hayat kazanında kaynış-.



Diğer Dergiler



Tam metin içeriği

AĞAÇ

Seyahat motları :

Benzeyişlerimiz

Dünyada biraz dolaşınca gözlere çarpan
şey muhtelif iklimlerde yaşıyan insanların
aralarındaki farklardan ziyade benzeyişlerin
çokluğu © oluyor. Bu farkları mesafelerin
uzayışı artırır. İklim ve tarih ise komşuları
biribirlerine benzetiyor. Zaten bütün mil-
etler, en bariz tabiatlarında, hep biribirle-
rine benziyorlar. Hepsi de memleketlerini
dünyanın göbeği ve kendile-
rini dünyanın gözbebeği ad-
deder; o hepsi de âlemi
kendi meseleleriyle meşgul
telâkki ederler. Hepsi de ken-
dini beğenmiştirler. Sizin on-
lara kendi memleketinizin ha-
lini anlatmıya ihtiyacınız kal-
maz. Sizden sordukları şey
bu “değil, bekledikleri haber
kendi haklarında söyliyecegi
niz methiyedir. Bu mühim
havadisi alan muhbir mal bul-
muş mağribi gibi sevinçle,
koşar, gazeteler: “ Bizi ziya-
rete gelen meşhur adam 2
kâsının yeni bir misalini gösteriyor. Bakın,
bizim için neler, ne güzel şeyler söyliyor! ,
derler, Bütün milletler kendilerinin metho-
lunduklarını işitmekle çocuk gibi sevinir ve
“bu gün de metholundukl,, diye öğünürler.

Bundan başka iktisadi buhran denilen
ve bütün memleketlerde gittikçe artan ha-
yat müşkülâtı dünyanın üstünden bir silin-
dir 'gibi geçerek mahalli hususiyetleri ezi-
yor, kırıyor, hayat ve medeniyet şekillerini
birleştiriyor ve müşabehetleri gitgide çoğal-
tıyor. Mübadelelerin kolaylığı dünyada bil-
hassa kolay şeylerin mubadelesini arttırdı.
Artık umumi olan sinamanın, . sporun,
radyonun hasıl ettiği umumi benzeyişler var.

Bütün “bunları kasdetmiyorum.. Fakat
Balkan memleketlerinde dolaşdıkça insan
bu yerlerde yaşıyan milletlerin biribirlerine
ayrıca karabetlerini, birer akraba benze-
yişlerini de görüyor. Bu milletler asırlarca
beraber yaşamış, hayat kazanında kaynaş-

Abdülhak Şinasi HİSAR

mış, tarih ile yoğrulmuşlar. Burada en çok
rastlanan tüpler beynelmilel olduğu kadar
Balkanlı tiplerdir. Bütün Balkan köylüleri
aralarında büyük benzeyişler vardır. Halk
kütleleri ekseriyetlerinde biribirlerini hatır-
atıyor.

Biz, bazı akşamlar, yorulmuş ve Bük-
reşe dönmekte acele eden bir otomobilin

içinde, Bükreşin tam bit

iveya — başladığı noktalarda,
şehrin mi, köyün mü olduğu
belli olmıyan O mahallerden

i geçerdik. Buralar hem Atina-
| mın hem Şişlinin civarlarını
andırır. Bazan, karanlıkta, or-
İta lâmbası yanmış kulübemsi
İ bir kahvehane görürdük. Ay-
“dınlığın etrafında ayakta top-
laşanların o kalabalığı içinde,
soğukta, ellerini üfliyerek ve
bir oyun edasile ayaklarının
| birini kaldırıp ötekinin üstüne
düşerek ısınmaya çalışan kısa
gocuklu, uzun siyah kalpaklı,
çocuk yüzlü, orta yaşlı insanlar bana kayık-
ları içinde aynen böyle ısınmaya çalışan mu:
şambalı. kukuletalı Bogaziçi balıkçılarını ha-
tırlatırdı. Burada gözlere görünen man-
zara, mahrumiyet içinde devam eden saffet,
hüsnüniyet, sıhhat, meşakkate mukavemet
gibi hayat meziyetleriydi. Bu halk benzerlik-
lerini tevsik ve tamik etmek için bu saatte,
mümkün olabilse, inmeli ve bu hayat içine
karışarak teferruatını kaydetmeliydim. Şark-
h, gönüllü, mutavaat, tecrübe ve tahammül
dolu bir aynı hayat telâkkisi bütün Balkan-
ları, yarbi Avrupanın başladığı eski Macaris-
tan köylerine kadar kaplar. Bu ateş kena-
rındaki uzun siyah kalpaklar onları taşıyan
başlar üstünde sanki bu mahalli fikirlerden
birer küçük stok gibi görünüyor, remzi bir
mana alıyordu.

Aramızdaki benzeyişlerin tam bir liste-
sini tutmak çok uzun sürer. Bir akrabalık,
bir şarklılık, bir köylülük, bir umumi kül:
tür seviyesi, bir hayatı duyuş ve düşünüş,
bir aynı medeniyet havzasına ait oluş ben-



Bu sayıdaki diğer sayfalar: